BİLİM AKADEMİSİ RAPORU - Temmuz 2016

Şu sıra TBMM gündeminde olan 2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporunu okumak için lütfen tıklayın

17 Kasım 2013 Pazar

Üniversite ticarethane değildir!

Dr. GÜNDÜZ VASSAF
 
Kurucularından olduğum Türkiye Psikologlar Derneği’nin geçen hafta yaptığı basın açıklamasından: “Ulusal ve uluslararası standartlara göre eğitim vereceğini vaat eden ancak tamamıyla ticari çıkarlar doğrultusunda hareket eden üniversitelerin, öğrencilerine ve topluma karşı görevlerini yerine getirmedikleri görüşündeyiz.”

Hükümetin, ülkeyi anonim şirket gibi yönettiği, polisi özel muhafızları gibi kullandığı eleştirilerinin bile sıradanlaştığı bir ortamda, üniversiteler kurumlarını koruyamamanın acziyeti ve duyarsızlığında.

Devlet üniversiteleri, 12 Eylül’den beri YÖK’e ters düşmeme kaygısıyla kapıkulu sessizliğinde. Türkiye’de olup bitenle ilgili birçok konuda görüşlerini dile getiren hocalar, istisnalar dışında, öğrenci haklarının gasp edilmesine, özel hayatlarına saldırılmasına seyirci konumunda. Konumlarını sorgulama cesaretini gösteren öğrencilere, bırakın kurumlarının arka çıkmasını, tersine hükümetin gözüne girmek için muhbirlik yapanlar, rektörlük, dekanlık, bölüm başkanlığı koltuğu sevdasında olanlar, aymazlıklarında, üniversitelerle birlikte ülkeyi huzursuzluğa sürüklemekte. İnşaatçılarla el ele verip, gecekondu süratinde kurulan, kütüphanesiz, laboratuvarsız tesislere üniversite tabelası asılıp, sayı bakımından yetersiz, niteliksiz hocalarla, gençlere gelecek pazarlanmakta. devlet üniversitelerinden yüksek maaşlar vererek transfer ettikleri hocaların sayesinde ilk kurulan vakıf üniversitelerinin ardından, günümüzde müteşebbisler, apartman katlarına bile üniversite tabelası asıp kolay para kazanmanın peşinde. Üçüncü sınıf lokantalarda bile mutfak temizliği ilgili merciler tarafından denetlenirken, son yıllarda kurulan vakıf kurumları skandalı karşısında devlet de sessiz, yerleşik üniversiteler de.

Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği’nin (TODAP) ‘Üniversite Ticarethane Değildir’ başlığıyla geçen hafta yaptığı basın açıklaması, tek bir örnekle Türkiye üniversitelerinde yaşanan durumun vahametini, sergiliyor. Doğuş Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde 15 Eylül 2013’te bölüm başkanı olarak göreve başlattığı Prof. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu’nun işine 24 Ekim’de son verdi. İçinde bulunduğumuz akademik yıl itibariyle üniversitenin psikoloji bölümünde 300 lisans öğrencisi, 4 öğretim üyesi bulunmakta ve bu 4 öğretim üyesinin bölüm öğrencilerine ders vermenin yanı sıra diğer bölüm öğrencilerine de ders verdiği bilinmektedir. Üniversite yönetimi; yüzlerce öğrenci için sadece dört öğretim üyesi istihdam etmektedir. Birleştirilmiş sınıflı köy okuluna benzeyen üniversitede durum bu iken, yönetim klinik psikoloji alanında yüksek lisans programı açmak istemektedir. İşten çıkarılmanın asıl gerekçesi, Değirmencioğlu’nun klinik psikoloji alanında yüksek lisans programı açılabilmesi için bu alanda doktorası olan biri profesör en az üç öğretim üyesi gerektiğini savunarak mevcut halde bölümde Yrd. Doç. Dr. unvanıyla yalnızca bir klinik psikolog bulunduğunu belirtmesi ve yönetimin bu kararına karşı çıkmasıdır. Görünen o ki üniversite yönetimi en asgari mesleki içtihadın savunusuna dahi tahammül edememiştir.

Avrupalı meslektaşları tarafından ‘European Community Psychology Association’ın da başkanlığına seçilen Serdar Değirmencioğlu’nun görevine son vermekle, Doğuş Üniversitesi yönetiminin yarattığı huzursuzluk sonucu, Türkiye’de psikologları temsil eden derneklerin peş peşe gelen basın açıklamalarının yanı sıra öğrenciler de hocalarının görevine iade edilmesi için destek kampanyası başlatmış durumdular. (Twitter destek adresi: #DogusPsikolojiyeDokunma)

Şili’de 11 Eylül CIA darbesiyle birlikte özelleştirme furyasını dünyada yaygınlaştıran, Türkiye’de de benzer dinamiklerin tetiklediği 12 Eylül’le birlikte sürdürülen ekonomi politikalarıyla, hakları gasp edilen öğrenciler her geçen gün daha mağdur konumda bırakılmakta.

Yeni anayasa girişimlerinde toplumun bu dinamik ve ümit vaat ettiği kesimin hak ve özgürlüklerinin, üniversite özerkliği ve akademik özgürlüklerle birlikte dile getirilmesi, hocası ve öğrencisiyle birlikte üniversitelerin kurumlarına sahip çıkabilmelerine bağlı.