BİLİM AKADEMİSİ RAPORU - Temmuz 2016

Şu sıra TBMM gündeminde olan 2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporunu okumak için lütfen tıklayın

8 Ocak 2011 Cumartesi

İNTİHALE GİRİŞ: 101

TOGAN KAFESOĞLU
BirGün - kiTaP, Yıl:4, Sayı:92, 8 Ocak 2011

"YÖK Genel Kurulu'nun, YÖK başkanlarının ve rektörlerin üniversitelerdeki denetimi Anayasa'ya aykırı olarak işleme koymaması, yükseköğretim alanını yolsuzluk ve usulsüzlüğün önlenemediği bir çevre haline getirmektedir.”

Bilimde sahtecilik 20 yıldır Türkiye'nin ve üniversitelerin gündeminde bulunan ancak çözümü için alınan yasal ve kurumsal önlemlerin çok yavaş geliştiği bir sorun. Bilimde sahtecilik, intihal, yani bilimde hırsızlıktan bilimsel verilerin bir tür fabrikasyonuna kadar uzanan geniş bir yelpazeyi ifade etmekte. Bu yazıda İnternet üzerinden çalışan profesyonel tez yazım şirketleri, üniversitelerin kendilerine teslim edilen tezlerdeki sahteciliğin tespit edilmesini geciktiren ya da güçleştiren gizlilik prensipleri, bilimde sahteciliğe karşı alınan hukuki önlemlerin yetersizliği ve bunların uygulanmaları esnasında ortaya çıkan güçlükler gibi, bilimde sahteciliğin önünü açan temel problemlerden birkaçına değineceğim.

Modern bilimin en belirgin yeniliklerinden ve farklılıklarından biri olan hakemli yayın anlayışı 1665 yılından beri devam etmekle birlikte, yıllık hakemli yayın sayısı, dünya çapındaki toplam araştırmacı sayısı gibi hızla artmakta. Bu çerçevede bilimsel ilerlemenin yayın miktarı ile tanımlanması Türkiye’deki üniversitelerde de gitgide yaygınlaşan bir anlayış. Bu yaklaşım akademik ilerlemede de pazar mantığı benimsenmesi anlamında olup, Türkiye Bilimler Akademisi'nin (TÜBA) 2002 raporu[1], etik değerlerin son 20 yılda uğradığı sarsıntıların nedenleri olarak sunduğu maddelerle de bunu bir sorun olarak görmekte. Raporda bu nedenler, bilimsel araştırma için maddi desteğe ihtiyaç duyulması ve bunun bilim camiası içindeki yarışmayı büyütmesi; akademik başarı ölçütünün yayın sayısı olması ve buna binaen yayın sayısının büyük bir artış göstermesi olarak tespit edilmiş.

Sorunun çözümü için görev alan TÜBA “Bilim Etiği Komisyonu” gibi girişimler, yaşanan sorunların bir kısmını bilimsel etik ile ilgili bilgi eksikliği olarak görmekte, ve çalışmalarını öğrencileri ve akademisyenleri bu konuda bilgilendirme ile devam ettirmekte.

Ancak Türkiye üniversitelerine günümüzde hakim olan durum, lisans eğitiminden başlayarak intihale nasıl bakıldığına karamsar bir örnek sergiliyor.

BİR ÖĞRENCİDEN İNTİHALCİ YARATMAK
Eğitim içerisindeki en önemli çarpıklığın, öğrenme amacıyla emek sarf etmek yerine sonuç odaklı ödev hazırlamanın hakim olması olduğu söylenebilir. İnternette kısa bir araştırma ile ödev, tez hatta uygulamalı doktora tezi yazma teklifi veren girişimcileri görmek mümkün. Buradaki en önemli nokta ise, öğrenim sırasında sarfedilen emeğin -enformel de olsa- bir pazar içerisinde alınır satılır bir meta haline gelmiş olmasıdır. Durum öğrenci forumlarından, e-ticaret sitelerine kadar kaymakta. Solhaber portalında[2] yayımlanan bir incelemede tez hazırlamayı üstlenen kurumların, yaptıkları işi bir akademik danışmanlık veyahut koçluk olarak gördüğü ve sarfedilen emeği tamamen üstlenebildikleri anlaşılıyor. Aynı zamanda e-ticaret sitelerinde ve forumlarda üniversite mezunlarının da kendilerinin bu yolu seçerek, uzmanlaştıkları alanda orijinal olması gereken akademik çalışmaları bir 'hizmet' olarak başkalarına sunduklarını görüyoruz. Aynı haberde bu şirketlerin, kendi bünyelerinde çalışan üniversite mezunlarının akademik yetkinliklerinden yararlanarak, sipariş alınan tezlerin onlara yazdırıldığından bahsedilmiş. İnternetteki bir araştırma, 4000 ila 7000 TL arasında değişen fiyatlara doktora tezi yazım hizmeti veren şirketlerin varlığını gösteriyor.

Bu tür "tez hazırlama" merkezleri ve "ödev uzmanlığı" hizmetleri sadece Türkiye'de görülmüyor, benzer örnekleri yurtdışında da mevcut. Örneğin Filipinler’de işletilen bir tez merkezi, Amerikalıların yoğun talebi karşısında Asya ve Afrika'daki çalışanları aracılığıyla akademik hizmet sağlayabiliyor[3]. Örgün eğitim içerisindeki ödevlerin de ötesinde, akademik yetkinlik ve özgünlük gerektiren tezlerde de bu hizmetlerin yaygınlaşmış olma ihtimali, akademi için büyük bir tehlike teşkil ediyor.

TÜRKİYE'DE YAZILMIŞ TEZLER AKADEMİK BİR SIR
Tezlerin dijital ortama aktarılması ve internet yoluyla bilgiye ulaşımın kolaylaşması bu olumsuzluğun önünü alabilecek önemli bir potansiyel taşıyor. YÖK de zamana ayak uydurarak başlattığı “Elektronik Tez Arşiv Projesi” ile Ulusal Tez Merkezindeki (UTM) bütün tezleri dijital ortama taşımış ve merkezi bir tez havuzu oluşturmuştur. Ancak tezlere ulaşım da, tez yazarlarının tezlerinin 'çoğaltılma ve yayımı için izin' vermesi durumunda kamuya açık hale geliyor.

Projenin tamamlanmasının ardından YÖK'ün web sayfasında "Tezlerin tam metin olarak açılması konusunda, tez yazarlarından gelen itirazlar sonucunda bazı tezlerin pdf dosyalarına erişilememektedir" ilanına yer verilmiş, basılı hallerinden dijital ortama aktarılan tezlerin gelen izinler dahilinde ulaşıma açılacağı belirtilmiştir. Bununla beraber, UTM'nin okuyucu kabul etmemesi ve dijital ortama aktarma projesi sürecinde cilt bütünlüğünün bozulması nedeniyle fotokopi hizmetinin de durdurulması neticesinde [4], 2006 öncesi basılmış tezlerin çoğunluğu akademik bir sır haline getirmiştir.

Tezlerin kopyalanması ve izinsiz kullanılmasının fikir haklarının ihlali çerçevesinde bir risk teşkil ettiği söylenebilir, fakat devlet üniversitelerinde kamu yararı için üretilmiş tezleri "saklamak" ve "ulaşıma kapatmak" fikri mülkiyet haklarını korumak için uygun bir tedbir olmadığı gibi intihal vakalarının tespit edilmesini de engellemektedir. Her halükarda, yaptığı bilimi paylaşarak, atıf almak, bilimsel anlayışı ilerletme amacı güden akademinin, kapsamlı tezlerini, tezin verildiği üniversite kütüphaneleri dışında ulaşıma kapayarak sır gibi saklaması üniversitenin ve bilimsel araştırmanın mantığına uymamaktadır.

İNTİHALİN TANIMI YÖK

İşin sosyal boyutunun ötesinde, bilimsel sahteciliğe karşı alınan hukuksal önlemler nedir? 1982 Anayasası çerçevesinde yapılan 2547 sayılı Yükseköğretim (YÖK) kanunu [5] ile yönetimleri merkezileştirilmiş üniversitelerimiz yine merkezi bir disiplin yönetmeliğine sahip [6]. Bu yönetmeliğe göre bilimsel sahtecilik YÖK tarafından kovuşturulmaya tabi bir disiplin suçu halini alıyor. Bu noktada üniversitelerdeki denetimin nasıl işlediğini incelemek gerekiyor.

Öncelikle denetleme ve gözetim, yine 1982 Anayasası'nın belirlediği çerçevede, devletin sorumluluğundadır (120. madde). Bu denetim ve gözetimin sorumlusu da genel olarak YÖK (Anayasa 131. madde), özel olarak da onun içindeki Yükseköğretim Denetleme Kurulu (YÖDK) olarak belirlenmiştir. Yasalar dahilinde yükseköğretim kuruluşlarının öğretim elemanları ve idari personeli hakkında ceza soruşturması usulü 2547 sayılı kanunun 53/c maddesi ile belirlenmektedir. Soruşturmaya gerek olup olmadığını da ilk araştırması ile YÖDK tespit etmektedir. Ancak Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'nun (DDK) 2009 yılının Aralık ayında hazırladığı 'Yükseköğretimde Gözetim ve Denetimi' raporuna[7] bakıldığında, şu anki içtihadın suistimale açık olduğu ve ihbar ve şikayetler doğrultusunda göreve çağırılan YÖDK'nın, amaçlarına uygun işlemediğine değinilmektedir.

Örnek olay incelemeleri ışığında yapılan araştırmalara göre; somut kişi ve olay belirten, ciddi bulgu ve belgelere dayanan çeşitli soruşturma talepleri karşısında, YÖDK'nın “soruşturma açılmasına gerek yoktur” kararı verildiği tespit edilmiş. Bu kararın alınması, sadece ihbarları sonuçsuz bırakmakla kalmamakta aynı zamanda da hukuki soruşturma açılmasının önünü kapatmaktadır. Yine aynı raporda bu uygulamanın, “hem YÖK Genel Kurulu ve YÖK Başkanlarınca hem de üniversite rektörleri ve diğer amirleri tarafından yürütülen iş ve işlemlerde yaygın bir şekilde kullanıldığı anlaşılmıştır.” ([7] s. 12)

Kamuya açık olan DDK raporunun internette bulunan özetinde incelenen örnek olaylar ve sözkonusu isimler gizlenmesine rağmen, varılan ana sonuç şudur: YÖK Genel Kurulu'nun, YÖK başkanlarının ve rektörlerin üniversitelerdeki denetimi Anayasa'ya aykırı olarak işleme koymaması, yükseköğretim alanını yolsuzluk ve usulsüzlüğün önlenemediği bir çevre haline getirmektedir. Bu sonucuyla sözü edilen rapor, eski YÖK başkanları, rektörler ve bunların icraatları hakkında çok karamsar bir tablo çizmektedir.

YÜKSEKÖĞRETİMDE HOCABEY EKOLÜ 

Hukuki prosedürlerin işletilmemesi sadece Yükseköğretim alanında sınırlı kalmayıp, Yargı'nın bu konularda verdiği kararlarla oluşturduğu içtihat da, bilimde ahlaksızlık vakalarını cezalandırıcılıktan uzaktır. Bu durum, bilim insanları arasında tartışmanın da bir nedeni. Bunların en önemli örneği 1980 sonrasında, YÖK’ün kurulmasıyla sonuçlanan sürecin mimarı Prof. Dr. İhsan Doğramacı'nın “Annenin Kitabı” adlı eseriyle ilgili verilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (YHGK) kararıdır.

Süreç, Doğramacı'nın ”Annenin Kitabı: gebelik ve doğumdan onbeş yaşına kadar çocuk bakımı” (ilk baskı 1952) isimli kitabının tamamen Benjamin Spock'un “The Common Sense Book of Baby and Child Care” (ilk baskı 1946) isimli kitabından çalıntı olduğu iddiası ile başlamıştı[8]. 1998 yılında "İhsan Doğramacı intihal iddiası vakası" isminde bir rapor hazırlayan TÜBA Etik Kurulu “kitapta büyük ölçüde intihal yapıldığı” sonucuna ulaştı ve oybirliğiyle İhsan Doğramacı'yı kınama kararı aldı. Ancak bu karar, TÜBA'yı yıpratacağı gerekçesiyle, işlerliğe koyulmadı. Bu karara tepki olarak TÜBA Etik Kurulu'ndan Erdoğan Şuhubi ile Hasan Yazıcı istifa ederken, Hasan Yazıcı'nın konuyu medyaya taşıması ve bu rapora dayanarak kitabı bir intihal vakası olarak nitelendirmesi[9] İhsan Doğramacı'nın kendisine bir tazminat davası açması ile sonuçlandı.

Yargıtay'ın bu davada verdiği son karar, Prof. Dr. İhsan Doğramacı'nın lehinde olacak ve daha da önemlisi ileride yaşanacak olan benzer eserler için emsal teşkil edecekti. YHGK’nın 10.05.2006 tarih ve E.2006-4230, K.2006-288 sayılı kararında İhsan Doğramacı'nın "Annenin Kitabı" adlı eserinin bilimsel olmadığı, bilimsel olmayan eserlerin anonim kavram ve fikirler içerdiği, böyle anonim kavram ve fikirlerin ancak benzer şekilde ifade edilebileceği, kaldı ki günümüzde de kaynak verilmeden alıntı yapılmaması kuralının daha çok bilimsel nitelikli kitaplar için geçerli olan bir zorunluluk olduğu söylenmişti. Bu karar konuyu inceleyen raportörler tarafından lisans kitaplarına kadar genişletilerek, çeviri yapılarak içeriğin atıfsız birebir kullanılmasından, figür ve resimlerin aktarımına kadar, referans göstermeden birebir kullanılması uygun görülmüştür[10].

Görüldüğü gibi bilimde sahtecilik, ahlaksızlık ve fasonlaşmanın temelleri hem akademik kültür hem de kurumsal yapı ve hukuki içtihatın güncel durumu ile ilintili. Konu ile ilgili bir çok kaynak, örnek durum, hatta medyaya yansımış eleştirileri bulunmasına rağmen bunların yapısal bir çerçeveye oturtularak kamunun bir derdi haline gelmesi, yeni yeni gerçekleşmekte. Soruna tepeden bakıldığında, hukuki ve kurumsal çözümler gayet açık olarak görülmesine rağmen bu vakaların üzerine gidilmemesi, hatta DDK raporunun tabiriyle "üniversite alanının bilimde ahlaksızlık vakalarına elverişli hale getirilmesi", üniversitelerimizin çok önemli bir arızasını ortaya koymaktadır. Bilimde ahlaksızlık vakalarında, zanlıların değil şikayetçilerin soruşturulduğu üniversitelerimizde, eleştirelliği garantileyecek dinamik ve kendini yenileyici mekanizmalar işletilmiyor. Mesleklerinin özü sorgulayıcılık olan bilim insanlarının, şahit oldukları ahlaksızlıklara karşı mesleklerinin gereğini yerine getirmeleri, yükseköğretimin şu işleyişinde maddi ve manevi olarak büyük bir fedakarlık olarak nitelendirilir hale geliyor.

[1]Ertekin, C., Berker, N., Tolun, A., Ülkü, D., ''Bilimsel Araştırmada Etik ve Sorunları'', Türkiye Bilimler Akademisi Yayınları, 05.03.2002
[2]soL - Haber Merkezi, 28.10.2009 http://to.ly/9g8J)
[3]Bartlett, T., "Cheating Goes Global as Essay Mills Multiply; From Virginia to Manila: on the trail of papers for cash", The Chronicle of Higher Education, v.55, 28, 20.03.2009 (http://chronicle.com/)
[4]Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi Web sayfası (http://tez2.yok.gov.tr/)
[5]Yükseköğretim Kanunu (http://to.ly/9g8S)
[6]Yükseköğretim Kurumları yönetici, öğretim elemanı ve memurları disiplin yönetmeliği (http://to.ly/9g8W)
[7]Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, ''Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim - Yasal Çerçeve ve Uygulamalar-'', 14.12.2009
[8]Mumcu, U., Cumhuriyet, 29.11.1981
[9]Yazıcı, H., "Önce Doğramacıyı Kınamak Lazım", Milliyet, 15.11.2000.
[10]Kantarlı, K., "İntihal İddialarına Karşı bir Sığınak: Anonim Bilgi", Bilim ve Gelecek, sayı 65, 2009

tkafesoglu@gmail.com