12 Mart 2015 Perşembe

HUKUK FAKÜLTELERİNDE AKADEMİK ÇÜRÜME

Av.  ABDULLAH  ELİNÇ

Şuan günümüzde hukuk eğitimi önünde en büyük sorunların başında pervazsızca artırılan kontenjanlar geliyor ve buna bağlı olarak hukuk fakültelerinde ciddi bir akademisyen eksikliği yaşanmaktadır. Ülkemizde mevcut öğrenci alan hukuk eğitimi veren 32 devlet 50 vakıf üniversitesinde olmak üzere toplam 82 hukuk fakültesi vardır. Bunların büyük çoğunluğu son 10 yılda açıldı. Özellikle vakıf üniversitelerinde en rağbet görülen bölüm hukuk fakültesidir. Üniversite kurulur kurulmaz hemen açılması istenen fakülte hukuk fakültesidir. Vakıf üniversitelerin hukuk fakülteleri açmak istemesi gayet doğal ve anlaşılabilir bir durum.  Çünkü; kuru bir bina, dört sınıf, 3-5 akademisyen ile en masrafsız karlı ve de en önemlisi prestijli bölüm açılabiliyor. Üstelik sınıfların boş kalması gibi bir durum da yok.  İşin asıl vahim kısmı ise birden bu kadar yeni fakülte açılamasını ve de üstüne mevcut fakültelerde ki kontenjanların artırımını karşılayacak, eğitimi verecek yeterli sayıda akademisyenimizin olmamasıdır.  82 fakülte ve yaklaşık 50 bin öğrencinin olduğu yerde 1000 küsür akademisyenle nitelikli bir hukuk eğitimi ve nitelikli bir hukukçu yetişmesini beklemek hayal olmalı. Diğer fakültelerde ki akademisyen sayısı ile kıyaslandığında işin vahameti bir kat daha artıyor.

Başta belirttiğim üzere bu sorunun temelini oluşturan akademisyen sayılarında yetersizlik, bir başka deyimle mevcut akademisyen kıtlığıdır.  3-4 kişilik akademik kadrolarla dönen hukuk fakülteleri var. Sadece misafir öğretim elemanı ile dönen fakülteleri var. Akademisyenlerden çok avukatların ders verdiği verdiği fakülteleri var. Bunlar kabul edilemez, hukuk fakülteleri ne dershanedir ne de meslek lisesidir. Her sene açılan yeni fakülteler üstüne artırılan kontenjanlarla birlikte sadece bir fakültede derse giren akademisyen neredeyse yok artık. Farklı üniversitelerde farklı şehirlerde ders veren akademisyenlerin doğal olarak verimliliğini düşürüyor. Aynı zamanda akademisyeni sadece haftanın beş günü ders veren bir nevi lise öğretmeni formatına sokuyor. Tüm bunlarla beraber hoca ile öğrenci ilişkisi çok zayıflıyor ve hatta yok denecek dereceye düşüyor. Bu sorunun temel sebebi özellikle İstanbul ve Ankara’da köşe başlarında açılan dürümcü misali mantar gibi türeyen vakıf üniversiteleridir. Böyle bir ortamda sık sık dile getirilen nitelikli hukukçu olanağını daha da azaltıyor. Buradan hareketle artık dünyamız değişiyor Kemal Gözler’in dediği gibi:”küreselleşen dünyamız hiç olmadığı kadar küçüldü. Hukuk fakültelerimiz, bu değişimin farkında ve küreselleşen dünyanın ihtiyaç duyduğu yeni hukukçu tipini yetiştirmeyi amaçlamaları gerekmektedir.” [1]

Bu konuya devam edecek olursak hukuk fakültelerinde derslerin, hocanın kürsüye geçip 50 dakika konuştuğu ve öğrencilerin de bu süre içinde sadece dinlemeye çalıştığı, eskimiş bir öğretim metoduyla klasik hukuk anlayışında vazgeçilmelidir. Öğrencinin merkeze alındığı bir hukuk eğitimine geçmeliyiz. Bu bakımdan hukuk eğitimi öğrenciye hukuk ilmini öğretmeye yönelik olmalıdır. Bir yandan üst seviyede hukuk bilgisi verilirken diğer taraftan hukuk formasyonu kazandırılmalıdır. Fakülte eğitimi sırasında hukuk biliminin tüm ayrıntıları ile öğretilmesi mümkün olmadığına göre, öğrencilere bilgiye nasıl ulaşacaklarının diğer bir deyişle araştırma yapma tekniklerinin de öğretilmesi gerekmektedir. Hukukçu “vicdanı ile cüzdanı arasına” sıkıştığı durumlarda vicdanının sesini dinlemeyi hukuk fakültesi sırasında öğrenmelidir. Bütün bunların yanı sıra hukuk eğitiminin amacı öğrencileri; hür, düşünceli, sorumluluk ve kişilik sahibi bireyler olarak yetiştirmek olmalıdır.[2] Bu kadar çok hukuk fakültesinin olduğu yerde bu hukuk sistemi içinde bu kadar az sayıda akademisyenlerle günümüz itibarı ile pek mümkün görünmemekte. Çağdaş eğitim düzeyi yakalamanın ve nitelikli hukukçu yetiştirmenin temel unsurların başında hukuk fakültelerinde ki nitelikli akademisyen sayısının artırılması gerekmektedir.

Bu konuyla ilgili ikinci sorunumuza gelecek olursak mevcut akademisyenlerin niteliğidir. Akademisyen sayısının yeterli olması her zaman iyi bir hukuk eğitiminin güvencesi olmamaktadır. Maalesef asgari koşulları şu ya da bu şekilde yerine getirebilmiş olan herkesin öğretim üyeliğini yetkinlikle yerine getirip getirmeyeceği de üzerinde dikkat gösterilmesi hatta sorgulanması gereken bir konudur. Buradan hareketle öğretim üyesinin nasıl yetişmesi ve ne gibi özelliklere sahip olması gerektiği konusu lisans eğitimin sorunlarını ampirik yöntemle genel olarak ele alan böyle bir çalışmanın parçası olmaktan çok başlı başına incelenmesi araştırılması gereken bir konudur.[3] Bu bağlamda sadece niceliğe odaklanıp sorunu kısa yoldan acele ile çözmeye kalkışırsak akademisyenlerin nitelikle ilgili mevcut sıkıntıları daha da büyüyecektir. Bu nedenle öğrenci yetiştirmede olduğu gibi nitelikli akademisyen yetiştirmeye de çalışmalıyız.

Bu konuyla ilgili üçüncü sorunumuz ise akademik özgürlüktür. Bilim adamının var olabilmesi için ifade, düşünce, araştırma hürriyeti kısaca akademik özgürlükler tabir caizse hava gibi, su gibidir. Ancak bu havayı iyi soluyabilir, bu suyu kana kana içebilirsek üniversitelerimizde özlediğimiz noktaya getirebiliriz. Bilim için bilimsel ilerleme için akademik özgürlük şarttır. Bu konu hem hocalar, hem de öğrenciler bakımından böyledir vazgeçilmezdir. [4] Hukukçu sosyal bilimcidir ülkesinden,  dünyadan ve halktan yani gündemden kopuk bir şekilde yaşayamaz. Bir akademisyen gündem üzerine ya da bazı konularda eleştirileri için, yani düşüncesinden dolayı tutuklanamaz ve yargılanamaz.  Unutulmamalıdır ki akademisyenin özgür olmadığı bir ortamda, özgür düşünen fikirlerini her zaman ifade edip savunabilen yeni nesiller yetişmesini beklememek gerekir.

Dördüncü sorun ise akademisyenlerin özellikle yüksek lisans ve doktora aşamasında keyfi ve mobbing uygulamaları. Özellikle doktora programlarında ideolojik veya keyfi uygulamalar akademisyen yetişmesinin önünde başka bir engel olarak dikkat çekiyor. Kısa birkaç örnekle bu konuya değinecek olursak. Bir hocanın öğrencisine “sen nasıl hamile kaldın bana sorun mu?” ya da başka bir örnekte, sen bu eğitimi ciddiye almıyorsun nişanlanmak için bize danıştın mı?” gibi örnekler durumun vahametini bize gösteriyor.  Bunların yanında disiplin yönetmeliklerini öğretim elemanlarına karşı mobbing aracı olarak kullanan üniversite yöneticilerini unutmamak gerekir.

Son olarak akademisyen maaşlarına yani maddi sıkıntılara da değinmek istiyorum. 2015 başında ciddi bir zam yapılmış olmasına rağmen özellikle diğer mesleklerle kıyaslandığında (avukatlık, hâkimlik, savcılık) daha istenilen seviyede değildir. Bunun sonucunda kalifiye adaylar akademik kariyere sıcak bakmamaktadırlar.

Akademi ile ilgili belli başlı sorunlar bunlar, çözüm yolları veya alınması gereken önlemler şunlardır:

1- Şu an mevcut akademisyen yetiştirme programı olan ÖYP daha da geliştirilmeli ve daha cazip hale getirilmelidir.

2- Üniversiteler sınırları zorlayarak yetiştirebileceği en üst miktarda araştırma görevlisi alması gerekir.

3- Akademisyenlerin maaşları diğer mesleklere göre daha makul seviyelere çıkarılması gerekir.

4- Doktorasını yapmış adaylar atanmak için bekletilmemeli veya bekleme dönemlerinde taşra veya vakıf üniversiteleri hukuk fakültelerinde belirli bir süre için geçici olarak görev yapma zorunluluğu veya imkânı sağlanmalıdır.

5- Araştırma görevlileri yaz aylarında veya birer yıllık sürelerle Avrupa’daki belli hukuk fakültelerinde yapılacak anlaşmalar çerçevesinde gönderilmelerine veya gitmelerine olanak hazırlanmalıdır.

6- Yeni açılacak hukuk fakültelerinde zorunlu akademisyen bulundurma sayısı artırılmalıdır ve hukuk fakültesi açma kriterleri zorlaştırıcı şekilde artırılmalıdır. Buna bağlı olarak yeni fakülte açılması minimum seviyeye indirilmeli ve mevcut fakültelerde kademeli kontenjan azaltılmasına gidilmelidir.

7- Daha hukuk fakültelerinde akademik hayata yatkın bu alanda ilerlemek isteyen öğrencilere gerekli yönlendirmeler yapılmalı ve destek sağlanmalıdır.

Bahsettiğim üzere bu konuyla ilgili gördüğüm sorunlar ve çözüm önerilerim bunlardan ibaret. Aslında bu konuyla ilgilenen hemen hemen herkes tarafından üç aşağı beş yukarı sorunların ve çözümlerin ne olduğu bellidir. Asıl sorun; nitelikli hukukçu, iyi bir adalet ve işleyen bir hukuk sistemi için önünde ki bu engelleri çözmek isteyip istememekle alakalıdır.  Sonuç olarak ülkemizde hukuk fakültelerinde ciddi bir akademisyen kıtlığı yaşanmaktadır. Bunu tarımsal kıtlığa benzetecek olursak; ya ilkel toplumlarda olduğu gibi yağmurun yağması için dua için edeceğiz, ya da gelişmiş toplumlar olduğu gibi akılcı bilimsel yöntemlerle bu sorunu çözmeye çalışacağız. Umarım ikinci yolu seçeriz.
                                                                                                                                          
NOTLAR
1. Kemal GÖZLER, Küreselleşme Sürecinde Türkiye’de Hukuk Eğitimi
2. Şahin AKINCI, Hukuk Fakültelerinde Verilen Eğitimin Yetersizliği

NEDEN ?

NEDEN ?
ENGELLERİ AŞIYORUZ => https://plagiarism-turkish.blogspot.com/