13 Ocak 2014 Pazartesi

Bilimsel Hırsızlık Suç Değilse Nedir?

Prof. Dr. S. RIDVAN KARLUK
Anadolu Üniversitesi

“Evrensel bilim ahlakı normlarına uymak, bilim insanları için olmazsa olmaz bir zorunluluk olup intihal/bilimsel aşırmacılık utanç verici ve yüz kızartıcı bir suçtur. Bilimsel aşırmacılığın , hafife alınarak örtbas edildiği ve yaptırımsız bırakıldığı bir ülkede çağdaşlıktan söz edilemeyeceği gibi o ülke bilim dünyasının saygın üyeleri arasında asla kabul göremez.” 

Bu ifade, bana ait değildir. Prof. Dr. Kayhan Kantarlı’nın tepkisidir. Peki tepki neyedir? 

Bilindiği gibi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 16 ay önce aldığı karar ile intihal suçunu tamamen yaptırımsız kalmıştır.  Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Eylül 2012 de aldığı bu kararda “Öğretim Elemanları Disiplin Yönetmeliği’nde intihal suçunun yaptırımı olarak  yer alan üniversite öğretim üyeliğinden çıkarılma cezasının, 2547 sayılı YÖK Yasası ile  657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nda bu cezaya ilişkin bir düzenleme bulunmadığı” gerekçesiyle hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir. 

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun, intihal suçunun yaptırımı olan meslekten çıkarma cezasına ilişkin olarak verdiği bu kararla,  bilim insanları için  yüz kızartıcı bir suç olan intihal/ bilimsel aşırmacılık suçu fiilen yaptırımsız kalmıştır. Bu yaptırımsızlık, herhangi bir yasal düzenleme yapılmadıkça  intihal yapmanın hukuken serbest olması demektir. 

Bu durumda  YÖK’ün yapması gereken, kararda belirtilen yasal dayanıksızlığı giderecek  bir yasa çıkarılması için Milli Eğitim Bakanlığı ve TBMM nezdinde girişimde bulunmaktır.  Ancak YÖK yüksek yargı kararının alındığı Eylül 2012 den bu güne kadar böyle bir girişimde bulunmamıştır. 

Günümüz dünyasında evrensel bilim ahlakı normları tüm öğretim üyeleri için geçerlidir. İntihal, diğer bir deyişle  “bilimsel hırsızlık Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun kararına rağmen yüz kızartıcı bir suçtur ve suç olmaya da devam edecektir. Çünkü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun memurluğa alınma şartlarını düzenleyen 48/A-5 maddesinde, affa uğramış olsalar bile  “yüz kızartıcı bir suçtan” hükümlü bulunmama şartı aranmıştır. Madde de yüz kızartıcı olarak sayılan suçlar, Milletvekili Seçimi Kanunu’ndaki ve dolayısıyla Anayasamızın Madde 76’daki yüz kızartıcı olarak sayılan suçlarla aynıdır.  DMK’da yüz kızartıcı bir suçtan mahkûm olmak,  memurluğun sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Anayasamızın 76. Maddesinde “hırsızlık” bir yüz kızartıcı suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçu işleyenlere  uygulanacak yaptırım ise yukarıda belirtilmiştir. İntihal, “bilimsel hırsızlıktır.” Bunun başka bir anlamı yoktur. 

Bilimsel hırsızlık yapanların YÖK tanımlanmamış  olsa bile  af edilmesi  mümkün değildir. Hem Anayasamızda ve hem de DMK’da  hırsızlık suçunun cezası belirlenmiştir. 

Türkçede “hırsızlık” ile “bilimsel hırsızlık” (intihal-plagiarism) kavramları sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır.  Türk Dil Kurumu’nun Büyük Türkçe Sözlüğünde (Büyük Türkçe Sözlük,1992: 641)  hırsızlık, “çalma, çalma suçu, sirkat” olarak tanımlanmıştır. Hırsızlık etmek ( veya yapmak), “başkalarının parasını veya malını çalmak”anlamındadır.  İngilizcede hırsızlık yapmanın karşılığında 22 kelime vardır. 

Tarihçi  ve yazar Murat Bardakçı’nın intihal konusundaki şu tespiti çok doğrudur: “İntihal” kelimesi, sözlüklerde genellikle ‘başkasının eserini kendisininmiş gibi gösterip yayınlama’ şeklinde açıklanır ama bence düpedüz hırsızlıktır, üstelik hırsızlığın en pespaye şeklidir. Sıradan bir hırsız paranızı, malınızı yahut bir başka kıymetli eşyanızı çalan kişidir ama intihalde fikrinizin, düşüncenizin ve emeğinizin üzerine oturulması söz konusudur. 

Zira, intihalci sizin için çok daha kıymetli olan bir şeyi, aylarınızı, hattâ bazen senelerinizi sarf ederek verdiğiniz eseri, düşüncenizi ve göz nurunuzu çalmıştır ve bunun kıymetinin parayla, pulla, fiyatla, vesaireyle ölçülmesi mümkün değildir. İntihalin, hırsızlığın ve sahtekârlığın en aşağılık biçimi olmasının sebebi işte budur.” (Bardakçı, 2008) 

Yazar Mine Kırıkkanat’ın yapmış olduğu tespit, günümüzde de geçerliliği korumaktadır: "Türkiye’nin 87 yıllık cumhuriyet tarihi, düzmece doçentlik tezi iptal edilemeyen ya da edilmesine rağmen doçentlikle kalmayıp profesörlüğe kadar yükselen ve kovulması gerekirken ülkenin kaderine hükmeden sahtekârlarla dolu.”(Kırıkkanat,  4 Mayıs 2010). 

Türkiye’deki durumun aksine Avrupa’da bilimsel yolsuzluk  yapanların yolsuzlukları ortaya  çıkınca derhal görevlerini bırakmaktadırlar. 

Anadolu Ajansı 22 Şubat 2011 tarihinde, Türkiye’de intihal ile suçlanan bazı öğretim üyelerine örnek olacak bir haber yayınlamıştır: “Doktorasında intihalle suçlanan Almanya Federal Savunma Bakanı Karl-Theodor zu Guttenberg, doktora tezini tamamladığı Bayreuth Üniversitesi'nden akademik unvanının geri alınmasını istedi.” 

Alman Bakan’ın doktora tezinde bilimsel hırsızlık yapıp yapmadığı henüz oluşturulan bir bilimsel kurul tarafından tespit edilmemesine rağmen doktor unvanını ortaya çıkan iddialar karşısında kullanmayacağını belirtmesi, onurlu bir davranıştı. Fakat aynı onurlu davranışın Türkiye’de görülmesi mümkün değildir. 

Macaristan Cumhurbaşkanı Pal Schmitt, doktora tezinde intihal yaptığı için istifa ederek onurlu bir davranış sergilemiştir. Schmitt, 2 Nisan 2012 tarihinde Macaristan Parlamentosu’na hitaben yaptığı konuşmada, şahsi konularının ulusunu birleştirmek yerine bölmesine sebep olduğunu, bu durumu kabullenemediği için görevini bıraktığını açıklamıştır. 

İntihal yoluyla doktorluk unvanı alan Berlin Senatosu CDU Grubu Başkanı Florian Graf’ın da unvanı geri alınmıştır.  Potsdam Üniversitesi tarafından yapılan açıklamada, 2001-2006 yılları arasında CDU’nun Berlin Senatosu’ndaki muhalefet rolünü irdeleyen tezin en az üç yerinde olduğu gibi kopyalama yapıldığı belirtilmiştir.  Hata yaptığını kabul eden Graf, partisinden ve ailesinden özür dilemiştir. 

Almanya Federal Eğitim Bakanı Annette Schavan’ın (CDU) 33 yıl önce aldığı doktora teziyle ilgili iddialar üzerine inceleme yapan Düsseldorf Heinrich Heine Üniversitesi Felsefe Fakültesi Konseyi, Bakan’ın intihal yaptığına karar vermiştir. Fakülte Dekanı Bruno Bleckmann da  bu durumu kamuoyuna  açıklamıştır. Bunun üzerine  57 yaşındaki Federal Eğitim ve Araştırma Bakanı Annette Schavan, Başbakan Angela Merkel ile birlikte basın toplantısı düzenleyerek 7 yıldır sürdürdüğü görevini bırakmıştır. (İES, 2013) 

Önceki Merkel Hükümetinde  Savunma Bakanı  olan Karl Theodor zu Guttenberg, 2006 yılında yazdığı ve 2007'de en iyi derece ile kazandığı doktora tezinde başka yazarlara ait paragraflar kullandığının ortaya çıkmasıyla beraber istifa etmek zorunda kalmış doktor  unvanı  geri alınmıştı. Gutenberg bunun üzerine ABD’ye yerleşmişti. Ayrıca, FDP Avrupa Parlamentosu Grup Başkanı Silvana Koch-Mehring ile FDP Avrupa Parlamentosu Milletvekili Yorgo Chatzimarkakis’in de diploma tezlerinde bilimsel hırsızlık yaptıkları belirlenmiştir. 

Murat Bardakçı,  Türkiye’de intihallerin nasıl örtbas edildiğini şöyle açıklamaktadır: “Akademik hırsızlık olayıyla karşılaşan yönetim bu işi genellikle örtbas etme yolunu tercih ederdi; zira ‘tencere dibin kara, seninki benden kara’ misali vaziyetler söz konusuydu. Seneler boyunca yazdığım ve belgeleriyle ortaya koyduğum dünya kadar intihal hadisesi önce YÖK, ardından da rektörlükler yahut dekanlıklar sayesinde örtbas edilmiş, sadece tek bir intihalciye birkaç aylık ceza verilmiş, hemen ardından o ceza da affedilmişti.” (Bardakçı, 2008) 

Bilimsel  aşırmacılığın  örtbas edildiği  bir ülke  bilim dünyasının saygın üyeleri arasında asla kabul göremez. 

Çağdaş ülkelerde bilimin namusunu bilimsel aşırma yapanlardan koruyan cezai yaptırım bir şekilde uygulanmaz ise, aşırmacılık yöntemine başvuran öğretim üyesi sayısı hızla artar ve o ülkenin hiçbir üniversitesi dünyanın ilk 500, ilk 1000 üniversitesi arasına asla giremez. 

Ortaya çıkarılan bilimsel aşırmacılıkların örtbas edildiği bir ülkede bilimsel gelişme de olmaz.  Çünkü, "Üniversitelerinde bilimsel hırsızlığın doğalkarşılandığı bir ülkenin elbette tüm yaşam alanları soyulacaktır.”

3 Ocak 2014 Cuma

Ülke ve bilim hakkında bazı tespitler ve geleceğiniz(!) hakkında işe yarar bazı veriler

Kim bilir belki birileri gelecek hakkında planlarını yaparken bazı verilere ihtiyaç duyarlar diye yazıyorum. Zira bana Türkiye’ye dönerken (yedi yıl oldu) kimse bu şekilde vermemişti. O zamanlar elimde benzer veriler olsaydı, bazı konuları tekrar düşünürdüm doğrusu (gerçi 21 gün döviz bedelli askerlik adı altında bazı Türkiye Cumhuriyeti ordusu mensuplarının işkencelerine maruz kaldığımda bazı mesajlar almalıydım, ama bu ayrı konu, belki başka zaman yazarım). 

Önce maaş konusu ile başlayalım. 2007 yılı şubatında yardımcı doçent olarak işe başladığımda aldığım net maaş 1800TL idi. Bunu ancak işe resmi olarak başladığımda banka hesabımı görünce öğrenebildim. 2013 yılı başında ise maaş durumu: 2600TL. 2007 yılının yaklaşık aynı zamanlarında ise euro 1.88 TL idi. Bugün ise 1 euro 3 TL. 

2007 yılında bir TÜBİTAK 1001 projesi en fazla 360bin TL veriyor idi. 2009 yılında da aynı miktar araştırma desteği veriliyordu; bugün gene 360bin TL veriliyor. 

Olayları, fiyatları 2009 yılı başına göre normalize ederek anlatmaya çalışayım (Buralarda kalma kararı aldığımda ise bir araba almıştım, yıl 2009. Birçok konu yakıt fiyatları ile daha net anlaşılıyor diye oradan devam edeceğim) : 
2009 yılı başında 50lt dizel ile depo 130TL ye doluyordu. (mart 2009) şu anda ise aynı depo 230 TL ye doluyor. 

Genel olarak bakıldığında ise 2009 yılında (2100 TL) 976 euro gibi bir gelirim var iken 2014 yılı başı gelirim 860 euroya düşmüş durumda; bu net gelir. Ancak gene araba deposu dolumu üzerinden hesaplayınca, 1 depo 5 sene önce 61 euro ile doldurulabilir iken şu anda 76 euroya doluyor. 

Bunları neden yazıyorum: 7 yıl bir ülkede deliler gibi çalıştıktan sonra, devlet memuriyetinde de ilerlemenize rağmen, geliriniz, 5 yıl önce bir maaş ile 15.1 depo doldurabilir iken şu anda 11.3 depo doldurabiliyor. Yani 5 yıldaki maaş artışınız net olarak  yüzde -26 :)) (evet o bir tire değil bildiğiniz eksi işareti) (Bu arada: ne gibi çalışmalar yaptığım, nelere destek olmaya çabaladığım, ne kadar öğrenci yetiştirdiğim, laboratuvar kurduğum, proje geliştirdiğim konusunda daha derli toplu yazmaya çalışıyorum ama İTÜ’de ve çevresinde yaptıklarım zaten bilmesi gerekenlerce biliniyor, umursanmıyor gibi davranılsa da ne düşünüldüğünü biliyorum o bana yeterli. Türkiye gibi bir ülkede önemli olanın bilimsel yayın yapmak değil, içi dolu bilimsel projeler geliştirerek alt yapı oluşturmak ve bir kuşak yetiştirmek olduğunu bilim adamı olarak kabul edilebilecek kişiler zaten biliyor. Makale dediğiniz nane işin kolay kısmı. En fazla yazanın kendisine katkısı olan ama ülkeye şu hali ile zırnık faydası olmayan bir kavram. O da olmalı elbette ama içi dolu olmalı!). 

Yani 5 sene içinde alım gücümüz %25 den daha fazla düşmüş durumda. 

Araştırma projelerinde de durum aynı, ancak orada daha vahim bir durum var; proje bütçeleri değerlendirildiğinde, maaşlardaki sayısal artış da ortada yok. Örnekle, 2009 yılında bir araştırma projesi ile efektif olarak  70 bin euroluk araştırma yapabilirken şu anda ancak 50bin euroluk araştırma yapabiliyorsunuz. (bu arada araştırma pahalı bir şey, örnek olarak 1 adet m1.6, 8mm Ta vida 100TL (bu günkü fiyat) ediyor, bu da oldukça elzem bir meret. Ve bunlardan bir deneyse 16 adet kullanabiliyorsunuz. En basit örneği verdim, vida!) 

Gelelim kurumlara, özellikle fizik bölümlerine puanlar üzerinden bakalım ve Fizik bölümlerinin, yani dünyada gelişmiş, ileri düzeyde bilim, sanat, teknolojinin ve refah seviyesinin yüksek olduğu ülkelerde temel araştırmanın ve sanayinin nitelikli kısmının bel kemiği durumunda olan üniversite bölümlerinin Türkiye’deki haline, sadece 4 üniversiteyi örnekleyeceğim (üniversite giriş puanlarının son 3 seneki hali):  

İTÜ: 352 - 414  (2013) (geçen sene: 361-420 TR., 386-434 ENG.) (bir önceki sene: 401-445 TR., 426-470 ENG.)

ODTÜ (ENG.): 322 - 470  (2013) (geçen sene: 320-501) (bir önceki sene: 380-504)

Bilkent (Burslu): 355 - 480 (2013) (geçen sene: 373- 536) (bir önceki sene: 347-568)
 
Hacettepe:  240 - 346 (2013) (geçen sene: 260 - 427) (bir önceki sene: 307-388)

Bu arada Türkiye'de, 2013 üniversite giriş sınavı itibarı ile, sadece 23 fizik bölümü hayatta kalmış gözüküyor ve seneye bunların 8i daha gidici (en fazla 5 öğrenci almışlar). 2013te yalnızca 8 üniversite kontenjanını tam doldurmuş durumda. Yani yakın gelecekte gerçekten araştırma yapacak nitelikte, istek ve azimde insan bulmak neredeyse imkansız hale gelmek üzere. 100 tane olsun demiyorum ama 75 milyonluk bir ülkede tüm (hayatta kalacak) fizik bölümlerinin İstanbul ve ankara’da kalması çok acı bir durum! 

Kiminle konuşursanız konuşun, ne genci ne orta yaşlısı ne de yaşlısı artık bu ülkede ideallerin olacağına inanmıyor, istediğiniz kadar yırtının. Üniversite giriş seçimleri sadece dershane ve okul danışman hocalarının tek elinde ve en üst nokta tıp fakülteleri. Kendisi doktor olan kimseler ise çocuklarını tıptan oldukça uzaklara yönlendiriyor, ama öbür çocuklar nedense bundan bi-haber. 

Peki ülkedeki fizik bölümlerinin profili nedir? Klanlaşmış okullarda zaten bir şey yapılmadığını herkes biliyor. Ortalık “aman canım nasıl olsa bizde o olmaz bu olmaz biz yapamayız” diye dolaşan proflarla dolu. Bilim dediğiniz nane de akıl ve inanılması güç bir çaba istediğinden alt yapısı olmayan (yani ülkemizdeki her üniversite) yerlerde ilerlemesi imkansız bir kavram. Bazları “kendi yağlarında kavrulma” adı altında “bir şey”ler yapıyor, evet. Pek kimsenin okumayacağı makaleler yazılıyor, dostlar da alışverişte görüyor. Bu olayın dünyada nasıl olduğu hakkında bir fikri olmayan yönetici kadroları ise (bu devletin en tepesinden en alt ucuna kadar geçerli) “oh oh maşallah pek de ilerledik” durumundalar, çünkü daha fazlası umurlarında değil. Gemisini kurtaran kaptanlar ve tuzu kurular grubu da bu durumdan güzelce nemalanıyor. Çoğunun bir sonraki kuşağın yetişmesi ya da var olması umurunda değil. Konu hakkında devlet politikaları yapılması ise hariçten gazel okuyan, gelip de buradaki durumu görmek umurunda olmayan bazı zümrelerin elinde. Yılda bir iki defa “memlekete gelip” de “ama bunu böyle yapmalısınız, bu şöyle olmaz böyle olur” diyip çekip giden değerli “yurt dışı beyin gücümüz” hiçbir tarafından tutmadığı çabalarımızın içine etme çabasında (ama farkında değiller) 

Baştaki meseleye geri döneyim, bir bilim adamı nasıl çalışabilir: Huzur olmazsa hiçbir şey olmaz. Bu bende pek kalmadı, sebepler belli. Huzura yakın bir durum elde etseniz, kendi imkanlarınızı geliştirseniz, projeleriniz ve öğrencileriniz olsa dahi kafada neler dönüyor (minimumlar): Ev kirası, makul bir ev nereden baksanız 1000 TL + (80-100 aidat), elektrik 50, su 40, ısınma (yıla dağıtsanız bile) 90, telefon 50, internet 50, ulaşım 100, öğle yemeği: 150, akşam yemeği (insan gibi bir hayat var sayıyorum zira fizikçi dediğiniz adam nereden baksanız 22 sene okuyor, her akşam fasulye ıspanakla da kafa çalışmıyor): 450. Bakın hiçbir ek gider olmadan olan masraflar: 2080 TL. Diyelim bir hata yaptınız araba aldınız, Türkiye’de arabanın kapıda durma masrafı aylık 80 TL. Etti mi 2160 TL. Gelir neydi? 2600 TL. Aylık size kalan taş çatlasa 400 TL. Sadece maaş ile yapabileceğiniz birikim (bu arada kıyafet, sağlık, az da olsa bir hobi sinema tiyatro falan katmadan, tatil neymiş?): 4800 TL.  Kazara hasta olduğunuzu, kaza geçirdiğinizi, ameliyat olduğunuzu düşünün (anlatayım mı ne oluyor?).

İstanbul’da insanca (22 sene okuduktan, birkaç dil öğrendikten, 9 yıl avrupada yaşadıktan, 7 yıl İTÜ gibi bir okulda ders verip öğrenci yetiştirip tez yaptırıp proje çalışmaları sonrasında hak etmiş olduğunuzu düşündüğünüz bir yaşamı kastediyorum)  bir yaşamın gerçek maliyeti ne öğrenmek ister misiniz: 3950 TL (maaş: 2600 TL)!!! 

Peki diğer imkanlar neler: Tübitak projeniz varsa proje başına (en fazla iki projeden olmak üzere) aylık 500 TL gelir elde edebilirsiniz. Projeyi başarı ile kapatırsanız da proje başına 12500 TL ek ödeme alabilirsiniz. Ancak proje vb. yapacağınız çalışmalar çalıştığınız kurum tarafından “angarya”  hatta çalıştığınız kurumda bölüm başkanlığı dahi yapmış bazı vatandaşlar tarafından “o sizin kendi lüksünüz, bizi, bağlamaz” diye nitelendirilebilir. Çünkü bazı arkaik zihinler için üniversite en fazla lisenin devamı, idare edin işte. Hah işte, sinirleriniz ve sabrınız yeterse, öğrenci bulabilirseniz, başarı ile proje yapabilirseniz, günde ortalama 14 saat haftada ortalama 6.5 gün bu şekilde çalışabilirseniz toplamda fizik bölümünde elde edeceğiniz kesin gelir aylık (toptan ödemeleri de katıyorum): 4600 TL. Ne sonucunda: Derece ile liseden mezuniyet, derece ile üniversite giriş, 9 yıl yurt dışı okuma ve çalışma tecrübesi, 7 yıl vatana hizmet, ha bu arda maruz kalacağınız mobbing, projenizin elinizden alınması, sürekli kurumun en yetkili kişilerince direk ya da dolaylı olarak tehdit edilmeniz gibi şeylere de dayandınız hem de bedavaya. Tek getirisi, birkaç kişiye destek olup, birkaç öğrenciye fırsat yaratmış olmak. Ve bunları ülkede bazı işleri iyiye götürebilmek için devlet kurumlarında, halktan ve toplumdan izole olmadan bir devlet üniversitesinde, butik bir özel üniversiteye kapak atmadan, başarmak. Biraz olsun “inadına yaşadım ve becerdim be işte” diyebilmek. 

5 yılda %25 gelir kaybına uğrayarak, sağlığınızı kaybederek toplam ne kadar hayatta kalırsınız. Bakın daha kötü durumda olanları ya da bahtsızları yazmıyorum, bazı şeyleri hak etmek adına her şeyini ortaya koyan biri olarak yazıyorum. Yoksa ben de bilirdim bu ülkenin sırtından geçinip ayda onbinler kazanmayı, ama kendime yakıştırdığım şekilde, onurlu ve faydalı olarak yaşıyorum. Okurken bunları unutmayın lütfen. 

Ama ne önemi var, benim gibilerden ortada o kadar çok var ki, hepimiz bir 10 – 15 sene idare etsek bu ülke varlığını nasıl olsa sürdürür. Harcayın bizi, cidden bizden çok var, tıpkı 1 kuruşluklar gibi, bulursanız buldukça harcayın e mi. 

Bu arada buralarda akademide yaşarken karşılaşacağınız bazı şeyler: Çalıştığınız kuruma arada sırada uğrayan “meslektaş” larınız (sizden daha iyi bir konumda olabilirler haberiniz olsun), derslerine girmeye aciz bazı “hoca”lar, ya da öbür uç, okulu ticaret haneye çeviren ve akademi-sanayi iş birliği altında ofisini labını ticarethaneye çeviren “hoca”lar. Bütün bunlara “bankamatik hocaları” denebiliyor aslında ama artık internet bankacılığı var :) . 

Bilim para için yapılmaz, bunu elbette biliyoruz ama, huzur olmadan da bilim olmaz, insanca akademik bir yaşam da hak edemiyorsanız bunu yapmaz başka şeyler yaparsınız. Yukarıdaki örnekler de bunu güzelce yapıyor, e herkes kendine yakışanı yapıyor elbette. 

Öğrenci iken, bu işler burada da yapılır (Türkiye), canım vatanım burada da iyi işler olur vs vs diye başının etini yediğim arkadaşlarımdan/tanıdıklarımdan binlerce kez özür dilerim. 

Coğrafyası uygun olmayan bir memlekette bilim yapmaya çalışma cahilliğini göstermişim. Bundan sonra zaman ne gösterir bilmiyorum ama hiçbir şeyin aynı olmayacağı kesin. 

Çünkü bu ülkede bilgiye, bilime saygı yok. Hiç olmadı ve olmayacak tıpkı emeğe içtenliğe ve ideallere saygı olmadığı gibi. 

2014 başına bu notu düşmek istedim. 

Oğuzhan.
(02.01.2014)

NEDEN ?

NEDEN ?
ENGELLERİ AŞIYORUZ => https://plagiarism-turkish.blogspot.com/