23 Aralık 2013 Pazartesi

Bilim Akademisi Yönetim Kurulu’nun İntihal Konusunda Duyurusu

Danıştay’ın intihal ile ilgili son yorumu yaygın ve derin bir ahlaki ve bilimsel sorun olan intihal konusuna çarpıcı bir biçimde dikkat çekmiştir . Mevcut yasa ve yönetmeliklerin Danıştay’ca yapılan bu yorumuna göre intihal yapanlar üniversite öğretim üyeliğinden çıkarılamayacaktır . 

İntihal başkalarının eserlerinden alınan unsurları, çalıntı bilgileri , kendi eseri olarak sahiplenmektir. Intihalin ahlaki açıdan hırsızlık veya sahtekarlık yoluyla çıkar edinmekten farkı yoktur . Üniversitelerde, eğitim ve bilim dünyasında , bilgi vermek iddiasındaki her türlü yayında bilginin doğruluğu, kökeni ve sahipliği konusunda sahteciliğin yaptırımsız kalması genç nesillerde ve toplumda ahlak standartlarını düşürür . Sahteciliğin bilgi alanında olması da bu ortamda yetişen gençlerin mesleki yetkinliklerine , dolayısıyla da toplumun üretkenliği ne ve refahına olumsuz etki yapar . 

Tıpkı maddi alandaki yolsuzluklar gibi intihal de ciddiyetle, açıklıkla ve hakkaniyetle izlenmeli, intihal yapanların sorumlulukları ünvan, konum ve bağlantılarına bakılmaksızın ele alınmalı, ceza ve yaptırımlarla karşılanmalıdır . Yargı mevcut yasa ve yönetmelikleri yorumlarken intihalin yaptırımsız kalacağı sonucuna ulaşıyorsa üniversiteler ve YÖK bunu aynen kabul etmek yerine intihal konusunda etkili ve adil bir yasal düzenleme için çalışma yapmalı, önerilerini en kısa zamanda Yasama ve Yürütme organlarına iletmeli ve kamuoyu ile paylaşmalıdır. Üniversiteler akademik dürüstlük ve intihal konusunda ilkelerini açık şekilde duyurmalıdırlar . Siyasi partileri ve milletvekillerimizi bu konuda açık ve adil düzenlemeleri gerçekleştirmeye çağırıyoruz

16 Aralık 2013 Pazartesi

SÖZDE AKADEMİSYENLER HAKKINDA

Prof. Dr. Şahin Akıncı,

Yıllardır Dünya üniversiteleri arasında neden üst sıralarda yer alamadığımızı tartışır dururuz. Bu tartışma ortamı içinde en çok fikir beyan edenler de akademisyenlerdir. Sorunlar konuşulur, çözüm önerileri sıralanır. Ancak akademik personel yetersizliği üzerinde pek durulmaz. Yani iğneyi kendimize batırmayı hiç sevmeyiz.

Biraz iğneyi kendimize batıralım: Acaba üniversitelerimizde “bilim adamı” sıfatını hak eden kaç öğretim üyesi var? Bırakın bilim adamlığını “akademisyen” diyebileceklerimizin oranı yüzde kaç? Onu da geçtik, hakkıyla hocalık yapabilenlerin, anlattığı dersin hakkını verebilenlerin nispeti ne kadar?

Bu sorulara iç açıcı cevaplar vermek isterdim. Ama veremiyorum. Nicelik eksikliği bir yana nitelikte de oldukça sıkıntılıyız. Bir fakültede çok sayıda öğretim üyesinin olması o fakülteyi iyi bir fakülte yapmıyor. Bilim yuvası hiç yapmıyor.

İşinin hakkını veren (ya da en azından vermek için gayret eden) gerçek akademisyenleri tenzih ediyorum. Lütfen üzerlerine alınmasınlar. Ama ne yazık ki üniversitelerimiz profesör unvanını bir şekilde almış ama doğru dürüst derse girmeyen, derslerinin büyük bir çoğunluğuna asistan gönderen sözde akademisyenlerle dolu. Üç günlük asistan son sınıflara derse giriyor.

Bir kısım profesörlerimiz ise derse girdiğinde öğrenci sınıfı boşaltıyor; çünkü hoca kitabı ezberlemiş, satır satır okuyor. Asistan gönderdiğinde öğrenci daha çok memnun oluyor. Ama sevgili hocamız, diğer derslerde yüz – yüzelli kişiden az olmayan sınıfta, benim dersimde niye on kişi kalıyor diye kendisini hiç sorgulamıyor.

Bazıları teknolojiyi kullanıyor; dizüstü bilgisayardan ya da slâyt haline getirdiği kitabı perdeden okuyor. 

Kitaptan okumayı tercih eden ancak onu da doğru dürüst beceremeyenler de kulağıma gelmiyor değil! 

Profesör bunu yaparsa yardımcı doçent geri kalır mı? Onlar da düzene hemen ayak uyduruyorlar. Hocalık böyle olur sanıyorlar.

Ders anlatmaya çalışan ancak ne dediği bir türlü anlaşılmayanlar da var. Bir ders söylediğinin öbür ders tersini söyleyenler.

Yüksek lisans öğrencisinin yaptığı ödevi makale olarak yayınlayanlar, hiçbir katkısı olmadığı halde asistanın yaptığı çalışmaya hem de birinci isim olarak kendi adını da koyanlar…

Bir de branşı dışındaki derslere girenler var. Örneğin iş hukukçusunun miras hukuku dersine girmesi gibi… Bu dersi otuz sene önce öğrenciliğinde görmüşse nasıl anlatacak? Elbette kitaptan okuyacak.

Yazıklar olsun. Girene de, böylelerini derse sokana da…

Bunların ortak özelliklerine gelince;

Öğrencinin soru sormasından rahatsız olurlar. Soru soran öğrenciyi “bunu da mı bilmiyorsun” kabilinden sözlerle azarlar. Mümeyyiz vasıfları sıfırcı olmalarıdır. Öğrenciyi “döksünler” ki öğrenci onlardan çekinsin, derse girsin, çalışsın ve kendilerine saygı duysun.

Ya bir yerlerden temin etikleri bir tutam ders notundan ya da kısa ders kitaplarından okurlar. Öğrenciye ciddi kitaplar tavsiye etmezler. Çünkü öğrenci o kitaplardan soru sorarsa cevap veremezler.

Ama bunlar “allame” geçinirler. Her konuda kendilerine has fikirleri vardır. Her biri kendi başına doktrindir. Öğrenci onun görüşünü öğrenmek, benimsemek ve imtihanda ona göre cevap vermek zorundadır.

Oklava yutmuş gibi fakülte koridorlarında dolaşırlar. Çalımlarından yanlarına varılmaz. Tevazudan eser yoktur “Devletlü” bilim adamlarımızda!

Böylelerine karşı öğrenciler de sesini yükseltemez. Çünkü hemen not ile tehdit edilirler.

Yazıktır günahtır. Hayatlarının en güzel çağlarını iyi bir üniversiteye girebilmek için harcayan gencecik insanlar bunu hak ediyor mu? Bu uğurda bir servet harcayan aileler çocuklarını hiçbir şey öğrenmeden mezun olsunlar diye mi üniversiteye gönderiyor?

Bu satırları okuyanlar şu soruyu sorabilirler: Madem öyle, neden bunlara bir şey yapılmıyor? Cevabı gayet basit: Bunların neredeyse tamamı sırtlarını ya Dekana ya Rektöre dayamıştır. Ya da daha başka iktidar sahiplerine… Dokunamazsınız. Dokunursanız siz yanarsınız. Eleştirmeniz bile yasaktır.

Bir yıl kadar önce YÖK tüm üniversitelere bir yazı gönderdi ve derslere asistan gönderilmemesi için uyarıda bulundu. Kimin umurunda? Derslere asistan gönderen hoca, örneğin bir fakültenin dekanı yahut dekan yardımcısı ise böyle bir yazı ne işe yarar?

Yapmayın beyler, hanımlar… Böyle hareket etmekle sadece dersine girdiğiniz öğrencilerin değil tüp toplumun hakkını ihlâl ediyorsunuz. Çünkü yetiştirdiğiniz kötü mühendisler, kötü hukukçular, kötü doktorlar, işlerini kötü yaparak milletin hakkını ihlâl ediyor. Bunun en önemli müsebbibi sizsiniz. Ya işinizi doğru dürüst yapın, ya da evinizde oturun!

7 Aralık 2013 Cumartesi

İNTİHAL YAPTIRIMSIZ KALDI ! - ÜNİVERSİTELERDE BİLİMSEL AŞIRMACILIK ARTIK SERBEST !

BASIN AÇIKLAMASI
Evrensel bilim ahlakı normlarına uymak, bilim insanları için olmazsa olmaz bir zorunluluk olup intihal/bilimsel aşırmacılık utanç verici ve yüz kızartıcı bir suçtur. Bilimsel aşırmacılığın , hafife alınarak örtbas edildiği ve yaptırımsız bırakıldığı bir ülkede çağdaşlıktan söz edilemeyeceği gibi o ülke bilim dünyansın saygın üyeleri arasında asla kabul göremez. Çağdaş ülkelerde bilimin namusunu bilimsel aşırma yapanlardan koruyan cezai yaptırım ise, sahip olunan akademik ünvanın geri alınarak üniversite öğretim üyeliği mesleğinden çıkarılmaktır. Ortaya çıkarılan bilimsel aşırmacılıklar her ne kadar çoğu kez örtbas edilse de bu yaptırımı  ülkemizde  benimsemiştir.
YÖK Yasası’na  göre çıkarılan Öğretim Elemanları Disiplin Yönetmeliği’ne göre “bir başkasının bilimsel eserinin veya çalışmasının tümünü veya bir kısmını kaynak belirtmeden kendi eseri gibi göstermek” intihal yani bilimsel aşırma suçu oluşturur ve cezai yaptırımı da “üniversite öğretim mesleğinden çıkarılmak” tır.  Bu intihal tanımı uluslararası olarak da kabul edilmiş bir tanımdır.
YÖK sisteminin, öğretim elemanlarının bilimsel  yayınlarının  değerlendirilmesinde, nitelik ilkesini terkedip niceliğe değer vermesiyle birlikte yayın sayılarında görülen göreceli artışa karşın  üniversitelerimizde gözlenen intihal olaylarının  hızla arttığı yadsınamaz bir gerçektir.
Öyleki intihal olayları, yaygınlık ve sayısı bakımından giderek üniversitelerimizin en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. Sorunun büyüklüğü karşısında Öğretim Elemanları Disiplin Yönetmeliği’nin 11. maddesine 1998 yılında eklenen bir fıkra ile intihal, öğretim üyeliği mesleğinden çıkarılmayı gerektiren yüz kızartıcı bir eylem olarak tanımlanmıştır. Fakat caydırıcı olması beklenen bu ağır yaptırım, YÖK’ün hiç bir döneminde tarafsız ve bilimsel bir anlayışla uygulanmadığından amacına ulaşamamıştır. Aşırmacılık başta olmak üzere herhangi bir bilimsel yolsuzluğa bulaşmış yandaş öğretim elemanlarının korunması nedeniyle yaptırım çoğu kez kağıt üzerinde kaldığından  yara kanamaya devam etmektedir.
Durum böyleyken Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 15 ay önce aldığı ve kamuoyunun ilk kez bu açıklamayla öğreneceği bir karar, intihal suçunu tamamen yaptırımsız bırakmıştır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Eylül 2012 de aldığı bu kararda “Öğretim Elemanları Disiplin Yönetmeliği’nde intihal suçunun yaptırımı olarak  yer alan üniversite öğretim üyeliğinden çıkarılma cezasının, 2547 sayılı YÖK Yasası ile  657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nda bu cezaya ilişkin bir düzenleme bulunmadığı” gerekçesiyle hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir (*).
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun, intihal suçunun yaptırımı olan meslekten çıkarma cezasına ilişkin olarak verdiği bu kararla,  bilim insanları için  yüz kızartıcı bir suç olan intihal/ bilimsel aşırmacılık suçu fiilen yaptırımsız kalmıştır. Bu yaptırımsızlık, herhangi bir yasal düzenleme yapılmadıkça  intihal yapmanın hukuken serbest olması demektir.
Öğretim Üyeleri Disiplin Yönetmeliği 547 sayılı YÖK Yasası gereğince çıkarıldığından, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun cezanın kanuniliği (yasalara dayanması) ilkesi yönünden aldığı bu karar tartışmaya açıktır.
Bu durumda  YÖK’ün yapması gereken kararda belirtilen yasal dayanaksızlığı giderecek  bir yasa çıkarılması için Milli Eğitim Bakanlığı ve TBMM nezdinde girişimde bulunmaktır.  Ancak YÖK yüksek yargı kararının alındığı Eylül 201 den bu güne kadar böyle bir girişimde bulunmamıştır. YÖK’ün Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun söz konusu kararını üniversite rektörlüklerine bildirmek için gönderdiği (15 Nisan 2013 tarihli) yazıya ilişkin olarak geçtiğimiz günlerde İstanbul Üniversitesi’nin resmi internet sitesinde yayınlanan, rektörlük genelgesi (*) bu durumu doğrulamaktadır.
YÖK Başkanlığı, disiplin yönetmeliğindeki öğretim üyeliğinden çıkarma cezasının söz konusu yargı kararıyla uygulanamaz hale gelmesiyle  doğan yasal boşluğu gidermeye yönelik bir girişimde bulunmamakla görevi ihmal suçu işlemiştir. YÖK’ün üniversitelere gönderdiği 15 Nisan 2013 tarihli genelgede (*)  “intihal iddiası ile açılan soruşturmalarda yargı kararı doğrultusunda işlem yapılması” istendiğinden bu ihmal, bilimsel aşırmacılık suçu işleyenlerin söz konusu yüksek yargı kararının alındığı Eylül 2012 den bu yana  15 aydır cezalandırılamaması sonucunu doğurmuştur. YÖK’ün bu genelgesine  göre  şu anda herhangi bir üniversitede yapılmakta olan intihal soruşturmasında intihal suçu sabit bulunan bir öğretim üyesi hiçbir suç işlememiş gibi görevine devam edebilecektir.
Diğer yandan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun bu kararına göre, öğretim elemanlarına intihal suçu nedeniyle geçmişte  verilmiş öğretim üyeliği mesleğinden çıkarma cezalarının tümü “hukuken yok hükmünde sayılma” durumuna gelmiştir.
Bu güne kadar bilimsel aşırmacılık nedeniyle üniversiteden atılan öğretim elamanlarına görevlerine geri dönme ve atıldıkları tarihten bu güne kadar olan maaş ve her türlü maddi haklarını talep etme olanağı doğmuştur. Böyle bir uygulama devletin trilyonlarca liralık zarara uğratılması bir yana yüz kızartıcı bir  bilimsel yolsuzluk olan intihalin  ödüllendirilmesi demektir. Bu durum çağdaş bir ülkede bir örneği asla görülemeyecek olan bir skandaldır.
İlgili makamları, görevini ihmal ederek üniversitelerdeki bilimsel ahlak anlayışının  tamamen çökmesine neden olacak bu skandala yol açan YÖK Başkanı hakkında gereğini yapmaya davet ediyorum.
Üniversitelerde işlenen bilimsel aşırmacılık suçlarının yaptırımsız kalması sonucunu veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun bu kararı ile doğan yasal boşluğun sürüp gitmesine izin verilemez. Yasama  organı gerekli yasal düzenlemeyi acilen yapıp, bilimsel yolsuzluk yapmaya niyetlenenleri daha da cesretlendirecek bu duruma bir an önce son vermelidir.
Kamuoyuna duyurulur. Saygılarımla.
Prof Dr. Kayhan KANTARLI
Ege Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi
e-mail:kayhankantarli@gmail.com
Tel: (0532)-6301473
(*) Açıklamada kaynak olarak Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararı ile bu kararı içeren  İstanbul Üniversitesi Rektörlük ve YÖK genelgelerine aşağıdaki şu adresten ulaşılabilmektedir. Söz konusu karar ve  genelgelerin yer aldığı dosya ayrıca ekte gönderilmiştir.

NEDEN ?

NEDEN ?
ENGELLERİ AŞIYORUZ => https://plagiarism-turkish.blogspot.com/