BİLİM AKADEMİSİ RAPORU - Temmuz 2016

Şu sıra TBMM gündeminde olan 2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporunu okumak için lütfen tıklayın

23 Temmuz 2012 Pazartesi

'Denize nazır, diploman hazır'

Prof. Dr. İBRAHİM ÖZTÜRK
ZAMAN, 23.7.2012

Üniversiteye yerleştirme sınavlarının sonuçları açıklandı.

Yaklaşık 2 milyon gencin katıldığı sınavda öğrencilerin neredeyse yarısı matematikten hiç puan alamamış. Sekiz senelik eğitimin bakiyesi bu. Yaklaşık 200 bin genç ise sınavın tümünden sıfır puan çekmiş.

Lise eğitimi Türkiye'yi dünyaya rezil ediyor. Okul, sınıf, sıra, akıllı tahta, bedava (tablet) bilgisayar derdimize merhem olmuş değil. Araç ve gereç gerekli ancak derdimize merhem olacak olan öğretmenler, müfredat ve öğretme teknikleridir.

Bir defa iyi donanımlı, motivasyonu yükseltilmiş öğretmenler şart. Çalışma şartları ve maaşlar da dâhil birçok alanda iyileştirme şart. Bu bağlamda öğretmenlerin mesleki formasyonu da geliştirilmeli.

Öğretmenin ömür boyu devlet memuru olarak kalması da büyük bir yanlış. Bu, benim de dahil olduğum tüm memur, bürokratik kadrolar için geçerlidir. Ön kapıdan gireni bir ömrün sonunda arka kapıdan emekli eden sistemden performans beklenemez.

Evet, öğrencilerimizin aldığı lise eğitiminin temeli bu. Bir de geldiği yeri bırakıp girdiği yere bakalım. Her şeye rağmen sözüm ona bir yerleri kazanan öğrencilerin akıbeti var. Bu gençler için 'keşke bir yer kazanmasaydı' diyesim geliyor. Niteliksiz özel ve kamu üniversitesi furyası ile hükümet herkesi bir yere sokmaya çalışıyor. Üniversite deyince akıllarına sadece bina geliyor, zahir! Türkiye bir üniversite mezarlığına dönmüş durumda.

Ama sistem daha akademisyenine lisan öğretemiyor. Oysa örneğin, Almanya'da daha liseyi bitiren genç iki yabancı dili iyi derecede biliyor. Burada onun hocası olacak kişi bozuk plak gibi takılıp kalıyor. Hayat boyu memuriyet statüsü nedeniyle 20-30 sene bir lisan sınavını veremeyip de üniversiteden yardımcı doçent olarak emekli olma hakkı kimseye verilmemeli. Çünkü bırakın kavrayıp içselleştirmeyi, daha okumayı başaramamış bir öğretim üyesinin, bu ülkenin geleceğine kazandıracağı bir genç yoktur.

Nitelikli olarak üniversiteye giren öğrencilerimiz üniversitede alınıp çok yukarılara taşınamıyor. Çeperleri zorlanamıyor. Hocalar donanımsızlık nedeniyle öğrencilerini baskı altına alıyor. Öğrenciler de zaten derslere devam etmiyor. Geçen sene öğrencilerim arasında yaptığım bir anket, ağırlıklı ortalamanın sadece iki dersi düzenli takip ettiklerini, diğer derslere katılma gereği duymadıklarını gösterdi. Ve gördüm ki buna neden olan dersin adı ve içeriği değil, tümüyle öğretim üyesi. Hocaya saygı yoksa derse de girmek gerekmiyor. Hoca bu saygıyı uyandıracak. Ezberci, piyasadan kopuk, eğiticilik formasyonu olmayan, aklı dışarıda, şahsi işlerinde olan bilhassa yaşlı, eski nesil akademisyen tipleri üniversitede gençlerin de önünü kapatmış durumda. Emekli bile olmuyorlar ki gençler yerini doldursun. Derse gelmez, gelse anlatmaz, anlatacak yeni bilgisi de yok. Atamazsınız, satamazsınız.

Evet, öğrencilerimizin ağırlıklı olarak girdiği yerin encamı da böyle. Buradan ancak uzatmalı cahiller ile diplomalı işsizler ordusu çıkar. Üzüntümün kaynağı da bu. Zira onlar sadece biraz daha çok zaman kaybedecek, sadece biraz daha fazla ailelerinin umudunu sömürecek.

Bu şartlarda bir yerleri kazanan öğrencilerden en fazla yüzde 30'una 'iyi bir yer kazanmışsın, git oku' diyebileceğim. Bu yüzden ben üniversite adı vermeyeceğim. Tercihler, üniversite, bölüm ve programın şatafatlı adına ve imajına göre yapılmamalı. Programın içeriği ve bilhassa öğretim kadrosu incelenmeli.

Gençler gidip iyi sunumlar alsın, iyi sorular sorsunlar. Pazarlama yapan gösterişli bayanın gülen yüzünün reklam kokan kısmını bir kenara bıraksınlar. 'Denize nazır, diploman hazır' oyununa gelmesinler.

Bir dahaki yazıda gençlerin geleceğine yön verecek olan mesleki tercihler odaklı yazacağım.