25 Haziran 2012 Pazartesi

Üniversiteler ve Hocaları

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.D.Öğretim Üyesi

“Üniversitelerde hocaları nasıl tanırsınız?” diye sorsalar, ne cevap vereceksiniz bilemem. Genelde böyle soruları, mevtanın başındaki imam sorar cemaatine. Hep bir ağızdan yüksek sesle “İyi biliriz.” demek usul ve adettendir. Buradaki “iyi” aslında, çoklarının o kişiyi yakından bildiklerinden ya da kişinin gerçekten iyi insan olduğunu bildiklerinden değildir. Çoğunlukla, “Adet yerini bulsun.” kabilinden söylenen sözlerdir bunlar. Adam, hırsız, soysuz, adam yaralamış ya da öldürmüş bile olabilir. Kaçakçı ya da rüşvetçi olabilir, bu nedenle cezalar görmüş, içeride yatmış ya da yatmamış olabilir, bunlar orada hiç önemli değildir. Önemli olan, orada “İyi biliriz.” denilmesidir ve de hep beraber söylenilir.

Yukarıdaki soru ise tamamen farklı durumdakiler için soruluyor. Halen üniversitelerde öğretim üyeliği görevinde olan, bunun yanında eskiden idari görevlerde bulunmuş ya da şimdi idari görevleri olanlar için soruluyor.

“Bunları ne diye yazıyorsun?” diye sorabilirsiniz. “Niye mi yazıyorum?” Bakın anlatayım.

Efendim, yakın zamanda üniversitelerimizin bir kısmında rektörlük seçimleri yapıldı da, ondan yazıyorum. Neresinden bakarsanız, altı-yedi aylık bir propaganda süreci yaşadık da, ondan yazıyorum.

Rektörlüğe aday olanlar, doğal olarak olabildiğince çalışırlar. Her türlü iletişim aracından yararlanırlar. Kitap, dergi, broşür, internet ve cep telefonlarından iletileriyle kendi düşünce, görüş ve projelerini anlatırlar. Bizzat tek tek fakültelere, bölümlere, ana bilim dallarına giderek, yerinde toplantılar yaparlar. Hatta pek çok hocayı, bizzat odasında ziyaret ederler.

Bunun yanında, daha büyük topluluklara ileride yapacaklarını, projelerini hem sesli hem de görsel platformda anlatmak, olumlu iletişim atmosferi yaratmak hem de gövde gösterisi için yemekli toplantılar yaparlar.

Pek çok üniversitede olduğu gibi, seçim öncesinde bizde de oldu bu türden toplantılar. Hep aynı yerde, sosyal tesislerde yapılan bu türden toplantılara, yedi yüz ile bin kişi civarında katılımlar oldu. Bu nedenle, adaylar yüreklendi. “Benim şu kadar oyum var.” diye hesap yapanlar oldu.

Ben bu türden yemeklerin çoğuna katılmadım. Katılanlara sordum, “Toplantı nasıldı, kaç kişi katıldı?” diye. “Yedi yüz, sekiz yüz, hatta bin kişi vardı.” diye cevaplar aldım. Teyit etmek için, çalışan garsonlara sordum “Kaç kişi vardı?” diye, onlar da doğruladı duyduklarımı.

Ancak bir farkla, “Yemeklere hep aynı kişiler katılıyor hocam.” dediler.

İşte bu cevaptır, beni kara kara düşündüren. Be hocam, madem oy vermeyeceksin, her adayın toplantısına neden gidersin, adamı neden yanıltırsın? Yemekte bin kişi, sandıkta ise yüz kişi, işte bu olmuyor. Hepsi demeyelim, ama maalesef hocaların pek çoğu uyanık ve oportünist. Nasılsa biri kazanacak ya. “İşte, toplantısına da katıldım. Sana oy verdim der miyim, derim tabii, biter gider.”, “Hem yeni rektörün hışmından korunurum hem de gerekirse bir idari görev kaparım.” diyenler maalesef çoğunlukta.

Aday olan hoca, medeni cesaretle çıkmış, aday olmuş, ayağına kadar da gelmiş. Yapacaklarını bir bir anlatıyor, hocalarda tık yok. Yahu hiç mi onaylamadığınız projesi yok, şurası şöyle olsun demez mi insan, hiç mi beğenmediğiniz tarafı yok. Vardır da, hocalar duymazdan, görmezden gelirler.

Üniversitede hocalara her zaman üç maymunu oynamak nedense pek kolay geliyor. “Görmedim, duymadım, işitmedim.” Yazana, çizene, konuşana, bu yüzden üniversitelerde pek de iyi gözle bakmazlar. Hal böyle olunca da, o üniversiteye ve onun hocalarına ne derler, artık gerisini siz düşünün.

15 Haziran 2012 Cuma

Üniversitelerde kopya olayları ve disiplin yönetmeliği - III

Prof. Dr. LEVENT SEVGİ* 
Cumhuriyet Bilim Teknik, 15.06.2012 

Hukuk hukukçulara bırakılamayacak kadar önemli… Bu yazı tüm hukuk fakültelerine, barolara ve diline/mantığına güvenen bütün akademisyenlere açık çağrıdır. Bunca hukuksuzluğun yaşandığı, tutukluluk sürelerinden, usul/esas konularına, özel yetkili mahkemelerden Anayasa Mahkemesi kararlarına kadar her şeyin tartışmalı olduğu bu ülkede bu mu kaldı tartışılacak demeyin! İnsan yaşamını etkileyen her hukuk tartışması yaşamsal öneme sahiptir. Basit bir disiplin olayında adaleti sağlayamayan toplum hukuk devletini inşa edemez!

Üniversitelerde kopya olayları ve uygulanan disiplin cezalarında kaos artarak sürüyor. Bunda Danıştay 8. Daire’nin “5.3.1998, E. 1996/1016, K. 1998/810, DD, sayı. 97, s. 537” No’lu kararının rolü olduğu kadar üniversitelerin ve idare mahkemelerindeki uygulamaların rolleri de büyük. YÖK’ün Öğrenci Disiplin Yönetmeliği fakülte yönetim kurullarına disiplin kurulu görevi veriyor. Mühendislik, eczacılık, ekonomi, işletme, tıp; hangi fakültede olursa olsun akademisyenler disiplin olaylarını incelemek/soruşturmak, hem savcı hem yargıç olmak ve gençlerin yaşamlarını etkileyebilecek cezalar vermek zorunda. Tek kaynak, açık ve net yazılmış bir yönetmelik; tek güvence ise dil bilgisi ve mantık.
Üniversitelerde verilen hükümlerdeki çelişkiler vahim, açılan davalarda idare mahkemelerinin kararları daha da vahim olabiliyor. Üstelik bunlar aynı üniversitede, hatta aynı idare mahkemesinde yaşanabiliyor. Konu, 26 Kasım 2010 (CBT 1236) ve 11 Şubat 2011 (CBT 1247) tarihlerinde burada ele alınmıştı Bu yazılarda YÖK’e ve Danıştay’a açık çağrı yapılmıştı. Çünkü Danıştay 8. Daire’nin “5.3.1998, E. 1996/1016, K. 1998/810, DD, sayı. 97, s. 537” No’lu kararı mevcut yönetmelikle açıkça çelişmektedir. 

YÖK ÖĞRENCİ DİSİPLİN YÖNETMELİĞİ
YÖK Öğrenci Disiplin Yönetmeliği madde 9(m) “kopya yapan veya yaptıran veya bunlara kalkışan” öğrencilere verilecek cezayı “yüksek öğretim kurumundan bir yarıyıldan iki yarıyıla kadar okuldan uzaklaştırma” olarak belirtmiştir. Madde 8 bir alt derece ceza hükmünü (“1 haftadan 1 aya kadar cezaları”) madde 10 ise bir üst derece ceza hükmünü (“okuldan çıkarmayı”) düzenlemekte.
Yönetmeliğin 30. maddesi ise ceza verirken göz önüne alınacak hususları belirtir: Madde 30(a): Disiplin cezalarını vermeye yetkili disiplin kurulları; bu cezalardan birini tayin ve takdir ederken, disiplin suçunu oluşturan fiil ve hareketlerin ağırlığını, sanık öğrencinin daha önce bir disiplin cezası alıp almadığını, davranış, tavır ve hareketlerini, işlediği fiil ve yaptığı hareket dolayısıyla nedamet duyup duymadığını dikkate alırlar. Madde 30(b): Başka yükseköğretim kurumu öğrencileri ile birlikte, kendi yükseköğretim kurumunda disiplin suçu işlenmesi halinde (LS:bunu bir ağırlatıcı neden sayarak) bir üst derece disiplin cezası verilir.
Görüldüğü gibi, 30(a) ceza verirken sayılan hususların göz önüne alınması gerektiği belirtilirken, 30(b) ile bir üst dereceden ceza verileceği açıkça belirtilmiştir. Bunun anlamı açıktır: Madde 30(a) cezanın alt ve üst sınırlarıyla ilgilidir, Madde 30(b) ise bir üst ceza ile ilgilidir.

DANIŞTAY 8. DAİRE KARARI
Kargaşaya yol açan Danıştay 8. Daire’nin yukarıda belirtilen kararında “Madde 30(a) öğrencinin olumlu halinin ve geçmişte hiç ceza almamış olmasının, ceza tayininde dikkate alınarak eylemin karşılığı olan cezanın bir alt cezası olan ceza ile cezalandırılmasını öngörmektedir. Disiplin cezası verilirken öğrencinin daha önce hiç ceza almamış olması hali de dikkate alındığı halde bir alt ceza uygulamasına gidilmeyerek cezanın alt sınırı verilmiştir. Oysa disiplin hukukunda bir alt ceza uygulamasının anlamı, eylemin karşılığı olan cezanın alt sınırı değil bir alt ceza türüdür” denmekte.
Danıştay, kararında disiplin hukukuna ve bir alt ceza uygulamasına vurgu yapmaktadır. Oysa madde 30(a)’da hiçbir yerde bir alt ceza uygulanması ifadesi geçmemekte; sadece dikkate alırlar denmektedir. Madde 30(a) dikkate alınacak hususları, madde 30(b) ise açıkça bir üst derece ceza verilecek durumları belirlemiştir. Madde 30(a) bir alt ceza uygulanacak hususlarla ilgili değildir. Eğer olsaydı, nasıl madde 30(b) bir üst dereceden söz ediyorsa Madde 30(a)’da da “dikkate alırlar” yerine “bir alt dereceden ceza verilir” ifadesi yer alırdı.
Yineleyelim; YÖK Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nde kopya cezasının alt sınırı 1, üst sınırı 2 yarıyıl okuldan uzaklaştırmadır. Bu yönetmelik var olduğu sürece kopya cezası olarak, her ne olursa olsun, bir alt derece, yani, 1 haftadan 1 aya kadar okuldan uzaklaştırma cezasının verilmesi söz konusu olamaz. Olursa kopya çekmenin cezası “1 yarıyıl veya 2 yarıyıl okuldan uzaklaştırmadır” hükmünün hiçbir anlamı kalmaz. Üstelik bir alt ceza söz konusu olduğunda “neden 1 hafta değil de 1 ay?” sorusu sorulur ki sonuçta bu “kopya çeken öğrenciye 1 hafta ceza verilir” uygulamasına dönüşür. Nitekim kopya nedeniyle bazı öğrenciler 1 yarıyıl ceza alırken bazı öğrencilere verilen cezalar 1 haftaya kadar düşebilmektedir. Bu adaletsizlik bir an önce giderilmelidir.

BİR İNTİHAL VAKASI VE VAHİM KARARLAR
Son örnek, yine Doğuş Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Disiplin Kurulu’ndan. Ortak bitirme tezi hazırlayan üç öğrenci bir başka üniversitede genç bir akademisyenin doktora tezini bire bir (satırı satırına) aynen kopyalayarak kendi eserleri gibi teslim etmişler; bunun saptanması üzerine başlatılan disiplin soruşturması sonucu eylemleri kopya çekmenin en ağır şekli olduğundan birer yarıyıl okuldan uzaklaştırma cezası almışlardır.
Disiplin kurulu bu kararı verirken şu hususa ayrıca vurgu yapmıştır:
“İlgili cezayı oluşturan suç fiili “intihal”, bir kişinin eserinde, başka kişilerin ifade, buluş veya düşüncelerini kaynak göstermeksizin kendisine aitmiş gibi kullanmasıdır. İntihal bir tür sahtekârlık ve hırsızlıktır. Açıktır ki, intihal sınav esnasında kopya yapmaktan çok daha ağır bir akademik suçtur; emek ve eser hırsızlığıdır. Bugünkü uygulamalarda intihal suçunun bedeli akademik kariyerin/unvanın silinmesine, yapanın işine son verilmesine kadar giden ağırlıktadır. İşlenen suç fiilinin ağırlığı göz önüne alındığında, öğrencilerin geçmiş disiplin suçu olmaması ve pişmanlığı dikkate alınarak, fiilin cezasını oluşturabileceğine kanaat edilen en hafif cezanın takdir edildiği aşikârdır.”
Öğrencilerin ayrı ayrı açtıkları davalarda idare mahkemesince önce yürütme durdurulmuş, ardından bozma/iptal yönünde hüküm verilmiştir. Şöyle ki;
Tezi hazırlayan öğrencilerden birinin 31 Ocak 2012 tarihli kararında (İstanbul 7. İdare Mahkemesi, Esas No: 2011/1593, Karar No: 2012/148) mahkeme, suç fiilini sabit görmüş, ancak intihalin kopya sayılamayacağına, eylemin Disiplin yönetmeliğinin 7(a) bendinde belirtilen “öğrencilik sıfatının gerektirdiği itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak” fiili ile uyumlu olduğuna ve bunun karşılığı olan kınama cezası verilmesi gerektiğine, bu nedenle verilen 1 yarıyıl okuldan uzaklaştırma cezasının iptaline karar vermiştir.
Aynı tezi hazırlayan diğer öğrencinin aynı gün (31 Ocak 2012) tarihinde verilen kararında ((İstanbul 7. İdare Mahkemesi, Esas No: 2011/1627, Karar No: 2012/130) mahkeme, yine suç fiili sabit görmüş ve intihalin kopya olduğunu belirtmiştir. Ancak verilen 1 yarıyıl okuldan uzaklaştırma cezası uygun bulunmamış, “bir alt ceza olan 1 haftadan 1 aya kadar okuldan uzaklaştırma cezasının verilmesi gerekip gerekmediği tartışılmadığından” mahkeme disiplin kurulu kararını hukuka uygun bulmamıştır.
Burada vahim olan 3 üyeli aynı mahkemenin, başkan ve bir üyesi aynı olmasına karşın, üstelik aynı gün verdiği aynı intihal olayının iki faili hakkında birinde bu eylem kopyadır, diğerinde hayır kopya değildir diyebilmesidir. Bunun hiçbir dilde mantıklı bir açıklaması olamaz.

* Doğuş Üniversitesi, Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümü

NEDEN ?

NEDEN ?
ENGELLERİ AŞIYORUZ => https://plagiarism-turkish.blogspot.com/