BİLİM AKADEMİSİ RAPORU - Temmuz 2016

Şu sıra TBMM gündeminde olan 2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporunu okumak için lütfen tıklayın

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Bilim-Araştırma

Prof. Dr. Tahir HATİPOĞLU
Anayurt Gazetesi - 30 Mayıs 2012

Biz birbirimizi aldatmayı severiz. Aldatırken de aldanırken de işi ciddiye alırız ve inanır görünürüz. Bu anlayış ne kadar sürer bilemiyoruz. Artık  bu iş böyle olmuyor. Küresel dünyada herkes birbirini tanıyor.

Alemin içine çıktığımıza göre, aldanmayı ve aldatmayı artık bırakalım.

“Kuyunun içinden kuyu görünmez” diye bir atasözümüz. Doğru. Ama, nereye kadar. Artık, kuyunun içinden  kuyu görünüyor. Bilim dünyamıza bakalım. Bilimin ve araştırmanın merkezi üniversitelerdir. Üniversite bir kuyu gibidir. Her şeyi görünüyor.

Geçen hafta fakültede bölüm akademik kurulu toplandı. Bölüm Başkanım Prof. Dr. Deniz Erbaş meraklıdır, bilim verilerini sunmayı sever. Sunumunda bilimde nerede olduğumuzu anlattı. Yüzüm kızardı.

Bizler sanıyorduk ki, araştırma sayımız arttı. Bununla övünüyoruz da. Dünyadaki yerimize ve yapılan araştırmaların dünyadaki etkisine bakıyoruz, giderek geriliyoruz. Başkan Dr. Erbaş’ın verdiği sayılara göre 1981’de, yani YÖK öncesinde, araştırma sayımız 337, bu araştırmaların etki değeri 11.41’dir. Aradan 30 yıla yakın zaman geçmiş, sayı 22037 olmuş , ama, bunca araştırmanın etki değeri 0.23’tür. Şu hale bakar mısınız?

Bunun anlamı nedir. Makale sayımız artıyor, dünyada sayıda 19. sıraya geldik, bunlardan başka kişilerin yararlanma değeri neredeyse sıfır. Eski eğitimcilerimizden İ. H. Baltacıoğlu’nun “ün var, değer yok” sözü aklıma geldi. Sayımız artmış ama bizi dinleyen yok. Araştırma diye boşuna masraf ediyoruz. Dünya bunu görüyor ve gözümüze sokuyor. Kuyunun dibinden kuyu görünüyor.

Rahmetli Doğramacı (1915-2010) ve ardılı Gürüz bu sayılarla pek övünürdü. Oysa övünülecek yanımız yok. Yayınlar “kuru kalabalık” niteliğindeymiş. Oturup düşünmeliyiz. Doğramacı’nın sürekli karaladığı 1980 öncesi üniversiteye dönmemiz gerekiyor.

Uydurma yayınlarla bir yere gidemediğimiz gibi, milyarlarca liramız da gidiyor. Aslında bunu üniversiteliler bilir. Hep birbirimizi kandırıyoruz. Her şey hile hurda.

Kuyu hesabı gibi, kendimize bakıyoruz ve çok iyiyiz diyoruz. Meğerse geri vitesteyiz.

Üzülerek söylemeliyiz ki, akademik yükseltilmelerde sayıya bakılır oldu. Böyle olunca dizüstü yazılan makaleler çoğaldı; onun bunun adının yazılması arttı vs. Benim ne demek istediğimi herkes biliyor. Akademik yükseltilmelerde yazılan raporlar bir meraklı tarafından incelense, Türkiye neden bu kadar bilimde geri kaldı, diye hayıflanırsınız. Her yükseltilen kişi yıldızdır, dünya çapında yayın yapmıştır, bilime katkısı büyüktür vs… O raporları yazan profesörler için de geçmişte benzer raporlar yazılmıştır.

Bu işe bir çekidüzen vermek gerekir. Böyle gitmez. Hem masrafımıza yazık hem de dünyada rezil oluyoruz.

AB fonlarından yararlanma da yok denecek kadar az. Türkiye’nin verdiği paranın beşte biri bile geri alınmıyor. Ben dahil bütün bilimci geçinenler için utanmalıyız. TÜBİTAK fonları da yeterince kullanılmıyor.

Rahmetli Prof., Dr. Sadun Aren Hocamız, “Ben bilim adamı değilim, üniversite hocasıyım” derdi. Bizde bilim insanı yok denecek kadar az; herkes hoca. Keşke bu görevde de dürüst ve kaliteli olsalar!

Bakınız, adam etik kurullardan şunları yapacağım diye olur alır, yapacağım dediklerinin birisini de yapmadan yapmış gibi yayımlar. Bunu herkes bilir kimse bir şey söylemez.

Bilim dünyası böyle. Başka yerler farklı mı? Değil. Bize en çok benzeyen de yüce yargıdır.

Artık, biz yutsak bile dünya yutmuyor. Kuyunun içinden bile kuyu görünüyor