BİLİM AKADEMİSİ RAPORU - Temmuz 2016

Şu sıra TBMM gündeminde olan 2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporunu okumak için lütfen tıklayın

14 Kasım 2011 Pazartesi

Üniversiteler Düzelir mi?

Prof. Dr. DİLEK ÖZCENGİZ

Son yıllarda ve özellikle de son günlerde artan bir şiddette sağlık sisteminin küresel güçlere devredildiği veya devredilmek üzere olduğu söylemleri yükseliyor. Bu gerçek mi, bilmiyorum. Çünkü siyasi aktörlerin neyi ne kadar doğru söylediklerini bilmiyorum, emin olamıyorum!

Benim yaşam anlayışımda insan, her şeyin odağındadır. Ancak, bireyi toplumdan ayırmak da pek mümkün değildir. Zaten bireyi önemseyen bir bakış açısı toplumu göz ardı edemez. Ülkemiz, sanayi devrimi başta olmak üzere pek çok devrimi kaçırmıştır. Artık tek bir anı bile kaçırma lüksümüz olamaz. O halde işe koyulalım. Öğretim üyesi niteliği ve niceliği, geleceğimizi belirleyecek en önemli unsur. Öğretim üyesinin iş tanımı yapılmalıdır. Benden bir yılda kaç makale, kaç konferans, kaç proje, kaç ders bekliyorsunuz? Günlük hasta yüküne ne kadar omuz vermeliyim? Bunu kimse tanımlamadı. Öncelikli talebim bunun belirlenmesi.

İkinci adımda, öğretim üyesi niteliğinin saptanması yapılabilir. Nasıl mı? Öğrenim hedeflerine ulaşan öğrenci ve asistan bunun göstergesi olarak değerlendirilebilir. Araştırma yapmak ve bunu yapacak bireylerin yetişmesi çok önemli. Araştırma istasyonları kurulabilir. YÖK veya bizzat üniversiteler bunu düzenleyebilir. İsteyen öğretim üyesi araştırma ağırlıklı çalışabilir. Ancak klinik branşlar hasta olmadan araştırma yapamaz, bunu unutmayalım! Deneysel çalışmaları yapabilir, ancak fazlaca araştırma altyapımız yok, en azından çoğu üniversitede.

Sonraki aşama değerlendirme aşaması olacak. Ölçütleri koyar ve kesin olarak uygularsınız. Bu yıl yayın yapamazsam, bana belki bir yıl daha süre tanır ve sonra da güle güle, diyebilirsiniz. Ama bu noktada özellikle genç akademisyenlerin haklarının korunması şart. Demek istiyorum ki; hocası çalışmaya adını yazar ve gençler açıkta kalır. Tüm aktiviteler değerlendirmeye tabi tutulabilir. Ama benim adamım, senin adamın olmayacak. Tarafsız ve nesnel olma yolu bulmalıyız. Bunu yapmadan olmaz. Ölçü, işini yapmak ve iyi yapmak. Bunu da değerlendirdikten sonra sorun kalmaz. Üniversitelerde özerklik yıllarca, ister çalışırım ister çalışmam olarak algılandı; acil olarak bu değişmeli.

Bir yılda B grubu bir dergide yayımlanan ortalama iki yayın makul sayılabilir. Ancak altyapı kurulmadan istenemez. Bir bölümde 10 öğretim üyesi varsa, bu 20 yayın anlamına gelir. Yardımcı doçentin hakkı korunmalı. Yazarlık hakkı konusunda duyarlı olunması sağlanmalı. Puanlama sistemi oluşturulmalı. Bu puanlar üniversiteden üniversiteye değişebilir. Belki A üniversitesinde koşullar sağlanamazsa, B üniversitesine gidilebilir. Bu ölçütleri sağlayan hoca istiyorsa, başka yerde de çalışsın. Ancak kurumu istismar eden hocaya gereğini yapın. Ayrıca, tam zamanlı olup da hiç çalışmayan için de gereği yapılmalı. Sistem insanları motive etmeli. Umut kırmak bir şeyi çözmüyor.

Kurumlarda adalet mutlaka sağlanmalı. Mevcut sistem çalışanı cezalandırıyor. Bir avuç insan için hepimiz bedel ödüyoruz. Yayın başına verilen komik paralar artırılmalı. A grubu bir dergide yayımlanan makale 1000 puan getiriyor bir yılda. Özetle, iki hasta entübe etsem aynı puanı alabiliyorum! Gülüyorum! Özetle, sorun bir denetleme ve koordinasyon sorunudur. Hasta hekimini seçebilmelidir; bu nokta nasıl çözülecek, bilemiyorum. Ciddi kurullar, rektör yetkilerine ortak olmalıdır. Yeter artık rektör erki! Ne acıdır ki, futbol hakemini denetleyen ve lig düşmesine sebep olan bir kurul varken, rektör denetimsizdir. Üniversitelerin kalitesi öğrenci ve asistan tarafından seçilmesi ile ve yayın kalitesi ile değerlendirilmeli. Böylece her üniversite kendi koşullarını oluşturacak ve özerkleşecek. Peki bize ne vereceksiniz? Yayın başına aklı başında ücretler ödenebilir. Elbette bu, temel koşullar sağlandıktan sonraki üretim içindir. Sabit ücretler artırılmalı ve emekliliğe yansıtılmalıdır. Ek ders ücretleri acınası durumdadır; buraya yazarsam ayıp olur. Öğretim üyesi başına düşen birim iş saptanmalı ve fazla iş gücü başka alanlarda değerlendirilmelidir. Özür dilerim, kalemimden kaçtı fazla iş gücü sözü! Mutlaka yeni öğretim üyeleri yetiştireceğiz, onları da doktora programlarından geçirerek alalım.

Bu kadar iş yapan adama da artık doğru dürüst bir ücret öderler, diye umuyorum! Sonuç olarak, iş tanımı yapılır ve kontrol sağlanırsa ucuz puan kovalamasına gerek kalmaz. Etkin olarak çalışan öğretim üyesi en az yüzde 50’si sabit olmak üzere bir gelir sağlamalıdır. Geri kalan ücret ise ders, yayın ve makale, belki de fazla hasta bakmakla sağlanabilir. Eğer niyetler iyi ise çözüm bulunabilir. Ben uzun uzun düşünmeden bu yolları buldum. Sonraki yazılarda yine devam ederiz bu konuya. Saygılarımla…