BİLİM AKADEMİSİ RAPORU - Temmuz 2016

Şu sıra TBMM gündeminde olan 2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporunu okumak için lütfen tıklayın

10 Eylül 2011 Cumartesi

AKP, TÜBİTAK, bilimin bağımsızlığı, siyaset, Nature'da yayınlanan yazı ve Türkiye'de bilim üzerine bir not


Geçtiğimiz günlerde dünyanın önde gelen bilim dergilerinden Nature'da "A very Turkish coup" (~"Bildiğin Türk darbesi") başlıklı bir editör yazısı yayınlandı¹. Yazı, AKP hükumetinin TÜBİTAK üzerindeki yetkilerini arttıran adımını eleştiren bir yazı.

Bu konuda çevremdeki o kadar çok kişinin yorumlarına rasladım ki, kendi düşüncelerimi açıkça yazmaya karar verdim. Yazmaktaki motivasyonlarımdan birisi de bu mevzu hakkında hiçbir fikir sahibi olmayan fakat neler döndüğünü merak edenlerin bu yazı ve bu yazıya gelecek yorumlar ile kendi fikirlerini gözden geçirme şansı yakalamaları ihtimali.

Türk basınında da üzüntü ve tepkilerle gündeme getirilen bu haberlerin ardında birkaç gün önce Resmi Gazete'de yayınlanan 651 sayılı kanun hükmünde kararname ile TÜBİTAK ve TÜBA bilim kurullarının kimlerden oluşacağı üzerindeki hukümet kontrolünü arttıran düzenlemeler yatıyor.

Otoritenin her türlüsü ile teorik problemlerim olduğu için benim bu konuda tarafsız olmam mümkün değil. Elbette bilimin hükumet tekelinde olması bir bilim insanı olarak beni son derece rahatsız eden bir durum. Bununla beraber, hiçbir siyasi partiye olmadığı gibi AKP'ye de yakın hissetmiyorum, fakat bunlar bir kenara, Türkiye'de bilime en büyük zararlardan birisini AKP'ye duyduğu antipati ile refleks tepkiler veren bilim camiası ve Türk bilmi insanları olduğunu düşünüyorum.

Nature'da yayınlanan editör yazısı, muhtemelen yer sıkıntısından dolayı ziyadesiyle sığ, olayı tek bir çerçeveden ele alan, bilimsel olmaktan ziyade AKP'yi eleştiren siyasi bir yazı.

Benim bu olayın ardından celallenen insanlara kızmamın birkaç sebebi var.

Bunlardan bir tanesi, AKP'nin bu adımından önce Türkiye'de bilim özgür, tarafsız ve devletin üzerinde kontrolünde değilmiş gibi bir hava yaratılıyor olması.

Bu konulardaki malumatının büyük çoğunluğu AKP antipatizanlığından gelenlere Türkiye'de bilimin istisnalar dışında ne olduğunu açıkça söylemek istiyorum: Türkiye'de bilim uzun yıllardır can çekişen bir köpek, AKP'nin yaptığı da onu tekmelemeye devam etmek.

Bilimin Türkiye'de ölüyor oluşunda AKP'ye gereğinden fazla kredi vermeye gerek yok.

Benim akademi ile ilgili yazdığım, ve problemlerin sadece çok küçük bir kısmına değinen yazılarda²⁻³⁻⁴ sözünü ettiğim profesörler, o profesörlere kadro veren kurumların başındaki insanlar, o profesörlerin içinde fink attığı üniversiteler, onların arasından fason konferanslar düzenleyenler, bu konferansların açılışlarında konuşma yapan dekanlar, olan biten rezilliğe sponsor olan rektörler o mevkilere dün gelmediler. Hürriyet Gazetesi'nden Sefa Ocak, yazdığım yazılardan birisinde gündeme getirdiğim ve Türkiye'de akademisyenlerin fason yayınlarla kıdem sahibi olmalarını kolaylaştıran organizasyon ile ilgili sorduğunda⁵, TÜBA başkanı Dr. Yücel Kanpolat'ın ne yanıt verdiğini gidin okuyun: "TÜBA bu işlerin jandarmalığını yapamaz".

Velhasılı, Türkiye'de bilim dün, bugün olduğundan daha aydınlık değildi. 

* * *

Bunun yanında değinmek istediğim bir diğer nokta ise "Türkiye'de bilim artık bağımsız değil, çünkü devlete bağlı" argümanı. Açıkçası bu serzenişin temelini oluşturan, bilim devlet kontrolünde olduğunda verimli olamaz varsayımının neye dayanarak söylendiğini tam olarak bilmiyorum.

Bilim kurumlarının hükumetten bağımsız olması gerektiğini düşünenlere iki örnek vereceğim: NIH (http://nih.gov) , NSF (http://nsf.gov).

İkisi de ABD'nin en büyük bilim kurumlarından. ABD'de yürütülen bilimsel faaliyetlerin çok büyük bir kısmı bu iki kurum tarafından finanse ediliyor. NIH ve NSF de zaman zaman devlete bağlı oluşlarının yarattığı problemler yüzünden eleştiriliyorlar, fakat bilim kurumlarının devlete bağlı olduğu durumlarda da son derece etkin olabildiklerinin bir göstergesi bu.

Öte yandan bilim kurumlarının tam bağımsız olduğu durumlarda ve devletin bilim üzerinde halkın menfaatlerinin bir koruyucusu olarak söz sahibi olmaktan tamamen vazgeçtiği durumlarda karşılaşabileceği problemleri hiç hesaba katmayan insanlara Craig Venter Enstitüsü'nü , JCVI (http://www.jcvi.org), ve insan genomunun haritalanması sürecinde NIH ile girdiği yarışı hatırlatmak isterim.

Eğer JCVI o yarışı kazansa idi insan genomu ile ilgili, içindeki bilginin tüm dünyaya ait olmadığı ve ilaç şirketleri tarafından yönetilen bağımsız bir iştirakin tekelinde olduğu bir noktaya hızla gidilebilirdi. Bugün insan genomunun tüm dünyadaki bilim insanları tarafından erişilebilir olması, ABD'nin devlete bağlı bilim kurumu olan NIH içindeki vizyonlerlerin tüm insanlığa bir hediyesi. 

Yani devlete bağlı olan, halk için çalışan bilim kurumları da gerekli. Özetle demek istediğim, asıl mevzu kurumun nereye bağlı olduğu değil, nasıl yönetildiği.

* * *

Peki.
Az sonra yapacağım tanımın dışında kalan çok küçük kitleyi tenzih ediyorum, fakat Türkiye'de bunca yıldır süregelen rezilliklere sesini çıkarmayıp da sanki her şey AKP'nin attığı bir adımla bir anda tuzla buz olmuş gibi davranan üniversite erkanının naylon poşet kullanırsan dünyanın sonunun gelecek diye milleti azarlayan teyzelerden farkı olmadığını düşünüyorum.

Türkiye'de bilim 2-3 kurtarılmış üniversite dışında sürüm sürüm sürünüyordu. Türkiye'de ÖSYM sınavları öğrencilerin %95'ini eğitim vermekten aciz insanların çeşitli yönetimler tarafından içine tıkıştırıldığı üniversitelere gönderiyordu. Türkiye'de 150'den fazla üniversite var, sizce yurt dışında doktora yapan öğrencilerin neredeyse hepsinin aynı 3-4 üniversiteden geliyor olması raslantı olabilir mi?

Türkiye'de akademik çürümenin boyutları ve ne zaman başladığı ile ilgili gerçekten fikir sahibi olmak istiyorsanız http://plagiarism-turkish.blogspot.com/  adresindeki arşive şöyle bir göz atmanızı. Burada bile olan bitenin sadece küçük bir kısmının arşivlenebildiğini hatırlamalısınız.

Dolayısıyla Nature'da çıkan yazıyı kullanarak tüm mevzuyu magazin gündemi haline getirenlerin, Türkiye'de uzun zamandır can çekişen bir köpek olan bilimin yıllardır çektiği acıların sorumluluğunu AKP'ye yükler gibi duyulan söylemleri, yarattıkları AKP'nin gidişi ve attıkları birkaç adımın geri alınması ile her şeyin düzeleceği izlenimi ile Türkiye'de bilime büyük bir zarar verdiklerin düşünüyorum.

Ben kendi adıma o köpeğin başına geçip belinden çıkardığı silah ile Türkiye'de bilimin içinde bulunduğu durumdan ŞİMDİ rahatsız olmaya başlamış olan o yaşlı akademisyenleri yıllar süren uykularından uyandırmış olan AKP'ye teşekkür ediyorum.

Bu fırsatı AKP'ye saldırmak için değil, şimdi AKP'ye sataşan o akademisyenlerin de mimarlarından olduğu korkunç bilim tarihimizi gözler önüne sermek için kullanabilirsek bu süreç Türkiye için gerçek bir dönüm noktası bile olabilir.

Fakat Türkiye'de bilimin düze çıkması için yapılması gereken ilk şey problemin derinliğine dair mümkün olduğunca fikir sahibi olabilmek için evvela objektif, yönetimlerden ve ideolojilerden bağımsız bir tavır takınılması. Ancak ondan sonra oturup bilimin nasıl düze çıkacağının sağlıklı bir şekilde tartışmaya başlayabiliriz.   
---

---