BİLİM AKADEMİSİ RAPORU - Temmuz 2016

Şu sıra TBMM gündeminde olan 2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporunu okumak için lütfen tıklayın

24 Nisan 2011 Pazar

Çocuklar, yönetiminin parıltıları!

Prof. Dr. İZZETTİN ÖNDER
Evrensel Gazetesi, 24 Nisan 2011

Bir 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı daha geride bıraktık. İki önemli sözcükten oluşan bir bayram;“ulusal egemenlik” ve “çocuk bayramı”. Çocuklar bayram yapar, eğer ulusal egemenlik içinde geleceklerine güveniyorlarsa!

Gençlik aşamasına evrilen çocukların en büyük idealleri sağlam bir eğitim almaktır. Oysa, eğitim sürecine girmek başka bir dert, eğitim aldıktan sonra anlamlı bir iş bulmak başka bir dert. Bu yılki sınav skandalının gençler üzerindeki etkisini hiç uzun uzun tartışmaya gerek yok. Ancak, bu konuda şu dört noktayı belirtmeden geçmeyi, hem bir vatandaş hem de bir eğitimci olarak, içime sindiremiyorum. Birincisi Cumhurbaşkanı ve Başbakanın skandalın incelenmesi için ilgili inceleme komisyonlarını harekete geçirmeden, kamuoyuna, sınav başkanını dinleyip tatmin oldukları şeklinde açıklama yapmaları; ikincisi, sınav başkanının açık itirafından sonra istifa etmeyip hâlâ makamı işgal ediyor olması; üçüncüsü, Başbakanın gençlerin karşısına bilmem kaç bin genci koyma ifadesi ve buna karşı toplumun, birkaç cılız ses dışında, tepkisiz kalması; dördüncü rahatsız edici konu ise, sınav başkanının sınav skandalı ve buna ilaveten intihal söylentiklerinden sonra da hâlâ koltuğunu koruyor olmasıdır.

Herkes için olduğu gibi, özellikle de bir bilim insanı için bilimsel kopyalama, yani intihal olayı, hiçbir şekilde affedilir bir suç değildir. Böyle bir iddia karşısında ya ilgili kişi iddianın doğru olmadığını ileri sürer ve bu savunmasını karşıt deliller ileri sürerek kanıtlar, ya da vicdan muhasebesi yaparak görevini bırakır. Bu iki yolun da izlenmemiş olması akademisyen ruhu ile açıklanabilir bir davranış olarak görülemez! Gönül isterdi ki, Cumhurbaşkanı ve Başbakan, sorumlu kişiden bilgi aldıktan sonra değil de, inceleme komisyonlarını görevlendirip gerekli tahkikatı yaptırdıktan sonraki kanaatlerini toplumla paylaşmış olsalardı! Gönül istredi ki, Başbakan da şikayetlerini dile getirmek için sokaklara dökülen gençlerin karşısına onbinleri çıkarabileceğini söylemek yerine, gençlerin dert ve şikayetlerini dinleyip, bir çare üretme yoluna girmiş olsa idi! Meseleleri anlamak ve çözmek yerine, niye toplum bastırılmaya ve susturulmaya çalışılır, anlayabilmiş değilim!

Yaşadığımız acı gerçekler, belki toplumun bir kesimi için, bir tür alan kazanma ve güç gösterisi olarak hoş karşılanıyor olabilir. Unutulmaması gereken şudur ki, hak ve hukuk toplumun bir kesimi için değil, tüm toplum için gereklidir. Aynı şekilde, toplumsal güvene dayalı adil yönetim de toplumun bir kesimi için söz konusu olamaz, tüm toplum için gereklidir. Güdülen ve giderek derinleştirilen ayırımcılık bugün kendisini güçlü gibi addeden kesimleri de yarın ezer. Toplumun bölünmesi ve bütünlüğünün kaybedilmesi, o anda hakim pozisyonda gözüken kesimlere değil, bu projeyi siyasetçiler marifetiyle toplumda uygulayanlara prim sağlar. Toplumun bütününü kapsamayan kısmî hakimiyet ve güç, aslında derin zaafiyet göstergesidir!  

Bir 23 Nisan kutlamasını, dünya çocukları ile kutladık, onlara çeşitli mesajlar iletmeye çalıştık. Oysa, farkında olmamız gerekir ki, çocuklar, aynen anadilini öğrenme yöntemine benzer şekilde, tüm davranış kalıplarını da büyüklerinden gördüğü ve hafızasının en derinine hiç silinmeyecek şekilde kaydettiği davranış kodları ile oluşturur. Başka bir deyişle, biz büyüklerin davranış normları, yarının büyükleri olacak bugünün çocuklarının davranış kod tohumlarını oluşturmaktadır. Hal böyle ise, dua edelim de, çocuklar nasihatlarımıza kulak versin de, yaptıklarımızı algılamasın ve yapmasın!

Çocuklara nasihat üstüne nasihat verirken, minik kalpli yavrular, iyi ki dönüp de bizleri, intihal iddiaları ile şaibeli insanları nasıl profesör yaptığımız, böyle insanları nasıl en sorumlu bir sınav sisteminin başına oturttuğumuz vb gibi sorularla bunaltmıyor! Minik kalpli yavrular eğitimin her aşamasında sınav heyecanı ile strese girerken, iyi ki bize, Avrupa Birliği’nin eğitim sistemimize kestiği acı karnenin hesabını sormuyor! İyi ki, kalpleri heyecanla çarpan çocuklarımızın acı hikayesini yakından yaşayan eğitimcilerimiz de her gün oynadığımız tuluatın ve hiç çekinmeden çökertilen yüksek eğitim kurumlarımızın hesabını sormuyor da, ellerinden gelen tüm gayretleri ile güzel bir nesil yetiştirmek için çırpıyorlar!

Sevgili çocuklar, lütfen büyümeyin, içinizdeki çocuğu öldürmeyin, hep böyle kalın, ki ben de uyanmadan, bu ruyanın hayaliyle yaşayabileyim!