BİLİM AKADEMİSİ RAPORU - Temmuz 2016

Şu sıra TBMM gündeminde olan 2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporunu okumak için lütfen tıklayın

20 Şubat 2011 Pazar

Nasıl profesör olunmaz?

FERİDE ACAR*
Radikal 2, 20 Şubat 2011

Radikal İki'nin 13 Şubat 2011 tarihli sayısında Mesut Yeğen imzasını taşıyan 'Nasıl Profesör Olunur?' başlıklı yazıya ilk tepkim, yazanın Radikal İki'nin' 'Akademi'' kısmında ne gerekçeyle yer aldığını sorgula­mak oldu. Dünyanın hiçbir saygın basın organında, şahıslara yönelik suçlama ve hakaret içeren böyle bir yazıya konu incelenip, doğrulanma­dan, tek taraflı olarak yer verilmeyeceğini düşündüm.

Mesut Yeğen'in, ODTÜ'de profe­sörlüğe yükseltil(me)mesini hikaye eden ve yazının başlığından itibaren ciddi olgusal yanlış ve çarpıtma­larla dolu yazısı, aslında akademik nitelikli bir süreci sanki siyasi bir kavganın parçasıymışcasına sunma gayretinin bir ürünüdür. Bu amaçla, 2006 yılında yapılmış olan bilimsel değerlendirmede 'olumsuz' görüş bildirmiş olan jüri üyeleri hakkında o yıldan beri sürdürdüğü karala­malara, asılsız suçlama ve yanıltıcı iddialara bu yazısında da yer vermiştir.

Kendisi açısından olumsuz şekilde sonuçlanan bir terfi sürecinde, jüri üyesi olarak, dosyası hakkında görüş bil­dirmekten ibaret olan rolüm nedeniyle, Yeğen akademik itibarım ve kişisel onurumu zedeleyecek bir dizi aşağılayıcı ve hakaret edici iddiayı bu kez de basın yolu ile kamuya ak­tarmaktadır. Bu nedenle, yasal haklarım saklı kalmak üzere, * cevap hakkımı kullanarak konu hakkında bazı gerçekleri ve görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Jüri ve mahkeme süreciBilindiği üzere, akademik dün­yada yükselme ve unvan kazanma, akademik jürilerin değerlendirme ve takdiri ile gerçekleşir. ODTÜ, ülkemizin ve dünyanın saygın üniversiteleri arasında yer aldığını her ortamda ispat eden, sağlam akademik ilkelere sahip olan bir kurumdur. ODTÜ'de akademik terfiler, yetkili kurullarca öncede tespit edilmiş olan yüksek kriterlere uygun olarak, yetkin akademik jürilerin değerlendirmesine dayalı ve tamamen şeffaf süreçlerle gerçekleştirilir.

Yeğen'in 2006 yılında yaptığı pro­fesörlük başvurusu da bu esaslara göre değerlendirilmiştir. Bu sürecin ve kendi değerlendirmemin içeri­ğine aşağıda daha ayrıntılı olarak değineceğim. Ancak, burada hemen belirtmek istediğim bir nokta var: Mesut Yeğen, Radikal İki'deki yazı­sında bütün sürecin anlaşılmasına yardımcı olacak önemli bir hususu nedense dışarıda bırakmıştır. 2006 yılında yaptığı profesörlük başvu­rusu, 5 jüri üyesinin 4'ünün olumsuz görüşü doğrultusunda ODTÜ yetkili kurulunun kararıyla reddedilen Yeğen, yasal hakkını aramak üzere ODTÜ'yü mahkemeye vermiştir. Mesut Yeğen'in yazısında aktarma­dığı husus, mahkeme tarafından atanan ve farklı bir üniversitenin 3 sosyoloji profesöründen oluşan bi­lirkişi heyetinin de, Mesut Yeğen'in çalışmalarının profesörlük için' 'ye­tersiz" olduğu yönünde oybirliğiyle görüş bildirdiği ve mahkemenin de bu doğrultuda kendisi aleyhine karar verdiğidir.

Ankara 14. İdare Mahkemesi, ka­rar gerekçesinde, bilirkişilerin "ken­disinin doçentlik unvanını aldıktan sonra ilgili bilim dalında özgün yayın ve çalışmalar yapma koşulunu yerine getirdiği kanaati oluşmadığı ve profesörlük kadrosuna atanma­sının uygun olmayacağı" görüşü­ne katılmıştır. Mahkeme, ayrıca, bilirkişi raporunda Mesut Yeğen'in yayın listesinde bulunan bir ma­kalenin, aslında başka bir yazar adı ile daha önce yayımlanmış bir eserle çok büyük oranda örtüştüğü ve orijinal yayına herhangi bir atıf yapılmaksızın tekrar yayımlandığı şeklindeki bir tespite de kararında yer vermiştir. Mesut Yeğen, dosyası hakkında olumsuz görüş bildiren jüri üyelerini akademik yetersizlik ve yanlı siyasi tutumla suçlarken, mahkeme tarafından atanan üç profesörün de benzer gerekçelerle ve oybirliğiyle aynı olumsuz sonuca vardıklarından nedense hiç bahsetmemektedir.
Jüri raporumMesut Yeğen yazısında, jüri üyesi olarak dosyası hakkında yazdığım rapordan istediği şekilde alıntılar yapıp hakkımda suçlamalarda bulunmaktadır. Konu mah­kemeye intikal ettiği için şimdiye kadar raporumu açıklama imkanım olmamıştı. Ancak mahkeme kararı (ki benim görüşüm doğrultusundadır) resmen taraflara tebliğ edildiği ve Yeğen mahkeme süreci içerisinde kendisine verilen belge ve raporlara zaten aleniyet kazandırdığı için, kendisine cevap vermek üzere, jüri raporunda yer almış olan değerlen­dirmelerimi burada özetleyeceğim. İlgilenenler raporumun tam metni­ne http://www.metu.edu.tr/~acar adresinden erişilebilir.

Raporumda açıkça belirtilen gö­rüş, bir akademisyenin doktora tezi için kullandığı materyali marjinal bazı güncellemeler yaparak (orn. bazı yeni referanslar ekleyerek), doçentlik veya profesörlük aşama­larının gereklerini yerine getirmek için kullanmasının, dünyanın hiçbir saygın akademik kurumunda (ve ODTÜ'de) kabul görecek bir davra­nış olmadığıdır. Nitekim, ülkemizde de Üniversitelerarası Kurul, son yıllarda artan bir duyarlıkla, adayın doktora tezine dayalı yayınların değerlendirilmeye alınmasını, doçentlik aşamasında dahi engel­lemekte; hatta, bu tür yayınlarını (doktora tezi ile ilgisini belirtmeden) jüriye sunan adayları 'etik' açıdan sorgulama ve cezalandırma yoluna gitmektedir. Mesut Yeğen'in dosya­sına ilişkin akademik değerlendir­memin özü de bu akademik ve 'etik' soruna dayanmaktadır ve kendi­sinin üzerinde çalıştığı konunun içeriği ile hiçbir ilgisi yoktur.
Akademik yeterlilik/ yetersizlikRaporumda, adayın çok sayıda bilimsel ve uluslararası yayın yap­mış görünmesine karşın, aslında bu yayınların aynı araştırmaya dayalı (doktora tezi kaynaklı) ve tekrarlar içeren yapıtlar olduğu yönündeki görüşümü belirttim. Adayın başka konularda, çoğu ulusal ve 'yarı bilimsel' diye tanımlanabilecek dergilerde yer alan çalışmalarını ise, ODTÜ'de profesörlüğe yükseltilmesi için yeterli görmediğime de değer­lendirmemde yer verdim. Tamamen bilimsel ve profesyonel ölçütlerle değerlendirdiğim dosya hakkında­ki, olumlu ve olumsuz görüşlerimi, raporumda açıklıkla ifade ettim. Bu nedenle, sonuçta olumsuz olan değerlendirmemin bir siyasi tutuma bağlanmasını bana yapılmış ciddi bir haksızlık olarak görüyorum.

Mesut Yeğen'in yazısı, benim jürisinde görev yapmamın uygun­luğunu ve akademik yeterliğimi sorgulayan bazı mesnetsiz iddialar da içermektedir. Bu iddialardan birincisi, profesörlük başvurusu yaptığı bilim alanında (sosyoloji) yetkin olmadığım ve ODTÜ Sosyo­loji Bölümü'ndeki profesörlük jürile­rinde daha önce görev yapmadığım yönündeki yanlış beyandır.

Ben, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde görevli bir sosyoloji profesörüyüm. Lisans, yüksek lisans ve doktora derece­lerim ve Üniversitelerarası Kurul'ca verilen doçentlik unvanım sosyoloji dalındadır. Profesörlüğe atandığım 1995 yılından bu yana da bu dalda sayısız doçentlik, kadroya atama ve profesörlüğe yükseltme jürisinde yer aldım. Yıllardır, sadece ODTÜ'nün değil, birçok üniversitenin kurduğu profesörlük jürilerine atandığım da bu alanda çalışan herkesin malu­mudur. Mesut Yeğen'in yazısının başlığında yer alan iddianın aksi­ne, kendisinden önce de iki ODTÜ Sosyoloji Bölümü öğretim üyesinin profesörlük jürisinde görev yaptım. Uzmanlık alanım ve bu alanda üni­versite içindeki kıdemli konumum dolayısı ile Yeğen'in jürisine atanmış olmamın hiç de yadırganacak bir tarafı olmadığı açıktır. Bu bağlamda, benim 'özel bir mülahaza' ile jüriye atanmış olduğum iddiası kendisinin konuya bakışındaki çarpıklığı yansı­tan bir değerlendirmedir.

Burada değineceğim ikinci konu, Yeğen'in yazısında "Kim Yetersiz?" altbaşlığı altında, benim 'sıfır' yayı­nım olduğu izlenimi yaratma çaba­sıdır ki, bu gerçekten çok yakışıksız bir iddiadır. Benim ODTÜ'de profesör olarak atandığım tarihteki (1995) atama koşullan arasında yurtdışı yayın yapma beklentisi olmasına karşın, SSCI endeskli dergilerde yayın yapma koşulu yoktu. Ben de, üniversitenin o tarihte geçerli olan yurtdışı yayın koşullarını fazlasıyla yerine getiren özgün nitelikli çalış­malarım ile profesör oldum. O tarih­ten bu yana da yoğun uluslararası mesleki çalışmalarımın yanı sıra, akademik sorumluluğumun gereği olarak düzenli araştırma ve yayın yapmaya devam ettim. Türkiye'de ve yurtdışında sosyal bilimciie-rin beni bu akademik ve mesleki çalışmalarımla gayet iyi tanıdığına inanıyorum. Çalışmalarım hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek iste­yenler yukarıda adresi verilen web sayfasına da bakabilirler.

Üniversitelerde akademik unvanlar için aranan yetkinlik koşullan sürekli olarak artmak­ta ve atamalar için ek kıstaslar getirilmektedir. Örneğin, Yeğen'in başvurduğu 2006 yılında ODTÜ'de geçerli olan SSCI dahil uluslararası yayın sayısı, daha bugünden yukan çekilmiştir ve yeni adaylar artık bu yeni ölçütlerle değerlendirilmektedir. Bundan on yıl sonra, bu kıstaslar daha da yukarıya çıkacak veya çeşitlenecektir. Dolayısı ile, bugün geçerli olan kıstaslarla akademik unvan kazanmış kişileri onyıl sonra 'yetersiz' saymak, bugün olduğu gibi, o gün de anlamsız olacaktır.

SonuçBir aday kendisinin belli bir akademik unvana uygun olduğunu düşünse de, o adayın jüri tarafından öyle değerlendirilmediği durumlar akademide ne ilk ne de son defa olmaktadır. ODTÜ gibi üniversi­telerde, kadroya başvurabilmek için belli sayıda yayın yapılması gereklidir. Ancak, yalnızca bu sayı­nın karşılanması, kadroya atanmak için yeterli değildir. Jüri üyelerine gönderilen görevlendirme yazısında açıkça belirtildiği üzere, atamanın temeli jürinin içerik ve orijinal katkı açısından yapacağı değerlendir­medir. Akademide jüri sisteminin varlık nedeni budur. Mesut Yeğen, ODTÜ'nün beklediği yayın sayısını sağlayarak kadroya başvurmuştur. Ancak, beş jüri üyesinden dördü (ve üç bilirkişinin tümü), başvuru dosyasındaki çalışmalarını içerik ve orijinal katkı açısından yetersiz bulmuştur. Hal böyle iken, Mesut Yeğen kendisi hakkında yapılmış olan bütün olumsuz değerlen­dirmeleri kolayca 'bilimsellik dışı' gerekçelere bağlamakta; olumsuz rapor yazan jüri üyelerinin hepsinin siyasi nedenlerle veya kendisine yönelik şahsi düşmanlıkla hareket ettiklerini iddia etmekte ve onlan 'yetersizlikle suçlamaktadır. Bu jüri üyelerinin görüşlerinin, bilirkişi ve mahkeme kararı ile de onay­lanmış olduğuna hiç değinmeye­rek gerçekleri saklamaktadır. Bir akademik terfi sürecini çarpıtarak, kişilerin ve üniversitenin itibarını zedelemeye çalışmakta ve şahsi bir meseleyi toplumsal bir davayla ilgi­liymiş gibi göstererek, kamuoyunu yanıltma ve kendisini 'mağdur' gös­terme çabalarını sürdürmektedir. *Prof. Dr., ODTÜ